Homo Habilis, Homo Erectus derken yaklaşık 200.000 yıl önce Homo Sapiens çıkmış ortaya. Ve ne olduysa o insandan sonra olmuş. O kafatasının içindeki 1.5 kilogramlık beyin başka bir varlıkta çalışmadığı şekilde çalışmaya başlamış !!. Yaşadığı Mağaralarda yaptığı ilk sanat eserlerinden, toprağın işlenişine, yerleşik düzene geçişten, kültür oluşturmaya başlayan "bilen insan" evrimindeki en önemli gelişimini bundan 5000 yıl önce gerçekleştirmiş...yazı yazmaya başlamış...kayıtlar tutmaya başlayınca da yazılı tarih doğmuş ...195.000 yıl boyunca, beyinsel açıdan bir arpa boyu yol alan bilen insan kayıt tutmaya başlayınca ok gibi fırlıyor yayından 200 yıl önceki sanayi devriminden sonra hele son 20- 30 yılda yaptığı dijital devrimi ile bu ok ışık hızına ulaşıyor...
Ama bir dakika... bir dakika, bu hikayede yolunda gitmeyen bir şeyler var. Zamanda geri dönüyoruz hem de tam 12.000 yıl geriye ve tabuların yıkıldığı, tarihin yeniden yazıldığı Göbekli Tepe'ye dönüyoruz.
Evet, şimdi tarihi yeniden yazarak başlıyoruz hikayemize.
Göbekli Tepe, ilk kez 1963 yılında fark edilmiş, 1994’ten itibaren araştırılıp, kazılmaya başlanmıştı. 1963 yılında yüzey araştırmaları yapılsa da uzun yıllar keşfedilmeyi beklemiş bu tepe. Bir köylünün getirdiği bazı ilginç arkeolojik taş parçaları ile Klaus Schmidt başkanlığında kazı çalışmalarına başlanmıştır. Klaus Schmidt 1983 ile 1991 yılları arasında Hauptmann’ın bilimsel danışmanlığı ve Şanlıurfa Müze Müdürü Adnan Mısır başkanlığında Nevali Çori (Şanlıurfa, Hilvan) kazılarında da yer almıştır. Çalışmalarda, ileride Göbekli Tepe’de bulunanlara benzeyen ve onları yapı, anlam ve tarih bakımından bütünleyen önemli bulgulara rastlanmıştı.
Prof. Klaus Schmidt, 1995-2003 arasında alan yöneticiliği, 2003’ten 2014 yılında vefatına dek Göbekli Tepe kazı başkanlığını sürdürmüş, böylece yaşamının 20 yılını bu çalışmalara adamıştı. Kendisini rahmetle ve saygı ile anıyorum.
Başarılı çalışmaları sonucunda Göbekli Tepe,2018 yılında ise UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alındı.
"Çanak çömleksiz Neolitik Çağ’a ait olduğu tespit edilen Göbekli Tepe, ne tarım ne de yerleşim için kullanılmıştır; Göbekli Tepe, hiç beklenmedik bir şekilde, binlerce yıl önce dinî sebepler ve ritüeller için kullanılmış, organize dinin ve medeniyetin doğduğu yerde bulunan dünyanın en eski tapınağıdır." Klaus Schmidt'in bu yorumu biraz kafa karıştırıcı değil mi?.
Bulunan yapılar şekil olarak başka hiçbir yapıya benzememektedir. Çapları 10 m ile 30 m arasında değişen mono blog şeklinde yapılan T şeklinde kolonlar ve aralarında duvarlar olan yuvarlak yapılardır. Ayrıca ortada yine T şeklinde fakat daha yüksek monolit taşlar bulunmaktadır. Üstlerinin örtüldüğüne dair de henüz bir bulguya rastlanmamıştır. Yani üstü açık, daire şeklinde konumlanmış devasa boyutlardaki dikili taşlardan ve duvar örgüsü nedeni ile bazı yerlerin içine girilemeyen yapılardan bahsediyoruz. Doğal olarak bunlara yaşam alanı ya da bir çeşit ev diyemeyiz.
Klaus Schmidt'in yorumuna dönecek olursak yani bunlar eğer tapınaksa başka sorular geliyor aklımıza!! Hangi tanrıya adandı bu tapınaklar ya da ne tür bir inanç vardı bu kadim topraklarda.
Çok değil 15-20 km uzaklıkta bulunan bir mağaraya gidiyoruz. Şanlıurfa'nın merkezinde hemen Balıklı Göl'ün bitişiğinde bulunan Hz. İbrahim'in doğduğuna inanılan mağaraya. Hz.İbrahim tek tanrılı dinlerin atası olarak kabul görmüş ve efsaneye göre Kral Nemrut tarafından ateşe atılarak öldürülmeye çalışılmış fakat ateş suya odunlar ise balığa dönmüş ve böylece İbrahim'in hayatı kurtulmuş.
Suayb,Yakup (Giacobbe), İlyas (Elia),Yusuf (Yousef) ve Musa (Mose') gibi , tek tanrılı dinlerde peygamber olarak kabul gören insanlar da yine aynı kadim topraklarda yaşamışlardır. Bu yüzden Şanlıurfa şehri "Peygamberler Şehri" olarak da anılmaktadır.
Diğer yandan gerek Harran'da gerekse Soğmatar antik şehrinde bulunan tapınaklar da çok ilgi çekicidir. Bu tapınaklar Ay ve Güneş tanrılarına ithaf edilmiştir. Yani bu bölgede yaşayan insanların sanki yeryüzünden çok gökyüzünü inceldiklerini ve doğal olarak Ay ve Güneş'e tanrı seviyesinden değer verdiklerini görürüz.
Göbekli Tepe'den yaklaşık 200 km uzaklıktaki Nemrut Dağı'nın tepesinde bulunan Antiochos Hierotesion'undaki aslan kabartmasının üzerindeki yıldız haritası da yeryüzünde bulunmuş ilk astrolojik harita olması açısından çok ilgi çekicidir.
Bu topraklarda yıldızlar, ay ve güneş insanlara kılavuz olmuştur ve ilk kez insanlar bu topraklarda öğrenmiştir bir dine inanmayı. Burası yukarı Mezopotamya'nın kalbidir Urhay'dır, Edessa'dır, Ruha'dır ve burası Göbekli Tepe'dir.
Bu yer bir vadide gizli değildi tam tersi bölgede bulunan en yüksek tepede konuşlanmış ve etrafı gözleyebilen bir yer seçilmişti. Her yandan görülebiliyordu. Diğer bir değişle onlar da her yeri özellikle de gökyüzünü kolay bir şekilde gözlemliyorlardı.
Buzul çağının sonlarına doğru evrim geçiren ve iklim koşulları değişen dünyamız da insan da bu değişime ayak uyduruyor. O da biyolojik evrimini geliştiriyor bu evrim de onun teknolojik gelişimine yardımcı oluyor. Yeni aletler yapma becericini arttırıyordu. Avcı toplayıcı toplumların yerleşik hayata geçmesini sağlıyordu.
Bu evrimleşme süreci devam ede dursun ama Göbekli Tepe bir yerleşim alanı değil ki... ! Aşıklı Höyük'ten yaklaşık 4000 yıl önce, Çatalhöyük'ten ise yaklaşık 7000 yıl önce henüz tarım bile keşfedilmemiş ve hatta yazının bulunmasına daha 7000 yıl varken nasıl oluyor da neolitik insanı dinsel inanışı adına böyle bir yapı kompleksi tasarlayabiliyordu??
Yani yerleşik düzene geçmeden ve henüz bir yapı bile inşa etmeden nasıl oluyor da bu sıradışı yapılar ortaya çıkıyor.!?
Ayrıca bu yapılar nasıl oluyor da hemen hiç bozulmadan günümüze kadar ulaşabiliyor??? Yanıt çok kolay "gömdüler".! Hem de binlerce ton taş ve toprakla gömdüler. Sanki inşa ettikleri her bir tapınağın belli bir kullanım süresi vardı ve bu süre dolunca o tapınağı gömüyorlar ve ardından bir başkasını yapıyorlardı.
Yukarıda yazdığım gibi yapı tekniği bakımından hiçbir yapıya benzemeyen bu yapılar ancak dinsel bir inanış için inşa edilmiş olabileceğini düşündürüyor. Mezopotamya da bulunan ve daha sonraki yüzyıllara tarihlenen Çayönü, Hallan Çemi ve Nevali Çöri gibi sit alanlarında da, Göbekli Tepe'ye benzer yapıların bulunması, bu bölgede bir inanç sisteminin oluşturulmaya çalışıldığını gösteriyor. Yani Göbekli Tepe bir tapınak merkezi olarak doğmuştu ve daha sonraki binyıllarda da bu gelenek sürdürülmüştü.
Yapılarda bulunan ortak noktaları incelersek, tabanlarının su sızdırmayacak şekilde yapılmış düz zeminlerin olması, yüksek taş duvarların olması, duvarlarda nişler ve payandalar kullanılmış ve hatta duvar boyunca sanki izleyicilerin oturabilmesi için çıkıntı sekiler yapılmış olduğunu görebiliyoruz.
"Su"!!??Ya da bir başka bir sıvı mı bilmiyoruz ama bazı zeminlerde kanalların dahi bulunması burada bir sıvı ritüeli yapıldığını gösteriyor. Ve bu ritüelin izleyicileri de bulunuyordu.
Kimlerdi bu insanlar ve nereden gelmiş nereye gitmişlerdi henüz bilmiyoruz ama ciddi bir mühendislikle karşı karşıya kalıyoruz.
Sorular soruları izliyor ama asıl sormamız gereken bu tapınakları nasıl yaptılar olması gerekir. Göbekli Tepe'de etrafımıza dikkatlice bakacak olursak neolitik insanına yarayacak çakmaktaşından (selce) bol miktarda bulunmaktadır. Çakmaktaşı (pietra focaia) ile kiraçtaşını(calcarea) yontmak ve kabartmalar hatta heykel bile yapmak kolaydır. Bir düşünün hemen her müzede görebileceğimiz, ve neredeyse avucumuza sığan bu taşlarla yani bu basit el aletleri ile yaklaşık 10-15 ton ağırlığındaki monolitleri ve tek parça kireç taşından boyları 4 ila 6 metreye ulaşan dikilitaşları oymuş insanlar.
Tapınaklarda kullandıkları bu taşları üstelik 2 km uzaklıktan getirmişler. Taşları keserken, taş ocağından tapınağa taşırken ve o monolitleri yerleştirirken müthiş emek harcamış olmalılar.
Yapılan kazılarda günümüze kadar sadece dört adet tapınak açılmış olmasına rağmen toprak altında çıkarılmayı bekleyen en az 16 adet tapınak daha bulunmaktadır.
Bu açık hava tapınakları 3 ayrı formda ortaya çıkmış ve B,C ve D olarak adlandırılmıştır. Örneğin C tapınağındaki dikilitaşların dizilimi spiral olarak dizilmişken, D tapınağını çevreleyen taşlar ise elips biçiminde dizilmiş, B tapınağı ise dairesel olarak sıralanmıştır. Bu tapınakları çevreleyen dikilitaşların sayıları da değişkenlik gösteriyor ama tek ortak özellik merkezde bulunan ikiz "T" biçimindeki dikili taşlar. Peki bu monolitler ne anlama geliyor?
Yine Klaus 'un açıklamasına göre, konumuzun tam merkezindeki bu taşlar gibi duran "insan"ı simgeliyor. Neden mi?? Ortada duran bu "T" biçimli monolitlere daha yakından bakalım. Her iki yandan uzanan kollar ve eller dikkatimizi çekiyor hemen. "T" biçiminde stilize edilmiş insanları görüyoruz. Sanki ortada bulunan bu iki daha büyük taş etrafını çevreleyen daha küçük taşlarla bir birlikteliği oluşturuyor.
Biraz daha yakından bakınca ise, bu dikili taşların her birinde, birbirinden çok farklı kabartma hayvan figürleri de görürüz. Sanki bu hayvan figürleri ile bizlere bir hikaye anlatmaya çalışıyorlar. Hadi biraz daha ileri gideyim bu figürler acaba ilk hiyeroglif olabilir mi!!!???
O dönemde henüz daha hiçbir hayvan evcilleştirilmemiş iken hatta evcilleştirilmesi bile düşünülmezken monolitler hayvan figürleri ile bezenmiştir.
Yılan, yabandomuzu, leopar, aslan, boğa, tilki, turna, örümcek, akrep gibi hayvan figürleri üzerinde biraz düşünürsek bu hayvanların bir çoğu günümüzde de evcilleştirilememiştir.
Sanat tarihi açısından da ilk kabartma şekillerin hatta üç boyutlu hayvan figürlerinin de bulunduğu Göbekli Tepe, bizlere 12.000 yılı öncesinden sembolik bir anlatım sunuyor. Bir yılanı öldüren kuş kabartması ile kafası kopuk insan gövdesi ya da kopmuş kafa taşıyan kuşların tasvirler gibi sembolik anlatımlar gerçekten düşündürücü. Bir soru daha sorayım...Günümüzden 12.000 yıl önce yaşayan ve avcılık, toplayıcılık yapan insan eğer sembollerle bir şeyler anlatmaya çalışıyorsa bu bilince ne zaman ulaştı. Çünkü "sembolik" bir anlatım yapabilmek için sadece taştan yapılmış aletlere ihtiyacımız vardır diyemeyiz. Zekanın evrilmiş biçimini gösterir bu yapılar.
Özellikle "D" tapınağını inceleyecek olursak çok önemli tasvirler buluruz. "D" tapınağı "12" adet T biçimindeki monolit ile yani 12 adet stilize edilmiş insan ile çevrelenmiş. "12" sayısı mitoloji ve dinler tarihi açısından özel bir sayıdır.!
Bu monolitler arasında 33 numaralı taş ise üzerindeki motiflerle diğerlerinden çok farklıdır. Aynen Mısır hierogliflerine benzeyen bir yapıya sahip olan bu monolitin üstünde ve dikey sıralamayla, 6 ve 8 ayaklı iki böcek ve aralarında anlamı henüz anlaşılmayan "H" harfi ve taşın her iki yanından gelerek başları ön tarafta betimlenmiş yılan figürleri yapılmıştır. Anlaşılamayan "H" şeklindeki bu sembol birçok taşın üzerinde defalarca resmedilmiştir.
Bir başka figür de Turna Kuşu'dur. Antik Mısır da Hermes'in öğretisini simgeleyen turna Japonya da ise dans tiyatrosunda, Avustralya Aborjin yerlilerinin danslarında görülüyor. Anadolu'da Alevi inanışında da bu sembole rastlanır. Alevi inanışında da karşımıza "12 Hizmet" anlayışı çıkar! Cem adı verilen tanrıya yakarışı temsil eden "Semah" turna kuşunun neredeyse tüm özelliklerini bir arada toplamaktadır.
Bu yapı biçimini her ne kadar "Tapınak" olarak adlandırsak da, Tanrı Kavramı Göbekli Tepe'den tam 7000 yıl sonra ilk olarak Antik Mısır'da ortaya çıkmıştır. Ayrıca çivi yazısını ilk olarak Sümerler buluyor ve kendilerinden sonra gelen Akad, Babil ve Asur halkları tüm kaynaklarda çok tanrılı olarak geçiyor. Sümer tabletlerinden Sag Ba tableti ise bu durumu değiştiriyor. Sag Ba tabletinde şöyle yazmaktadır; Büyü, Ant, aşılmayan Ant Dairesi, Tanrıların Aşılamayan Ant Dairesi, Göğün ve Yerin değiştirilmeyen Ant Dairesi, Tanrı Tekdir, ve değiştirilemez, Tanrı ve İnsan birbirlerinden ayrılmazlar.
Çok tanrılı olarak düşündüğümüz Sümerlerdeki bu Sag Ba tableti tek tanrıyı işaret ediyor ve oldukça çelişkili bir durum çıkıyor ortaya. İslamdaki Tevhid kavramı ile de çok uyuşuyor.
Acaba, "Tanrıların aşılamayan Ant Dairesi" Zodyak yani astronomideki adıyla 12 Takım Yıldız ya da astrolojideki adıyla 12 burç olarak da yorumlanabilir mi?? Başka bir soru daha!!! Günümüzde kullandığımız zodyak sembolleri bundan 12.000 sene önce de aynı mıydı ya da bir başka değişle Göbekli Tepe' de bulunan hayvan sembolleri bir tür zodiak sembolleri miydi..??
Ne çok soru var daha yanıtı bulunmayan öyle değil mi? Acaba soruların yanıtları yeryüzünde mi yoksa gökyüzünde mi?
12 sayısı da bize yol gösterir mi acaba? Saatimize bakarsak 12, Türklerin ilk takvimi 12 hayvandan oluşur.
Anadolu'nun neredeyse tam ortasında 3800 yıl önce ortaya çıkan Hititler de de 12 tanrı inancı vardır, yine Alevi inancında 12 imam anlayışı vardır, Musevilikte 12 kavim bulunmaktadır. Hristiyanlıktaki İsa'nın da 12 havarisi vardır.
Acaba bütün bu "12" lerin atası, Göbekli Tepe'de bulunan D tapınağındaki 12 T ile sembolize edilmiş olabilir mi???
Ya da Sag Ba tabletinde yazılan "yerin değiştirilemeyen dairesi" bu D tapınağı mı?
Bir çok inanışta insan bilincini ifade eden ve Göbekli Tepe'de çok sıkça tekrarlanan "Yılan" sembolü de bizlere neyi anlatmaya çalışıyor? Adem ile Havva'nın betimlemelerinde karşımıza çıkan yılan, aynı zamanda Antik Mısır kültüründe de çok sık karşımıza çıkmaktadır. Hindistan'da bulunan bazı rahiplerin de kafalarını kazıttıkları ve saçlarını arkalarında ince bir yılan gibi uzattıklarını biliyoruz. Ayrıca yine Anadolu' da bulunan Bergama yakınlarındaki antik bir sağlık merkezi olan Asclepion'da çıkıyor karşımıza.
Ve son olarak "Boğa" sembolünden de bahsetmek istiyorum. Yani 12 burçtan biri olan Boğa, aynı zaman de benim de burcumdur. Göbekli Tepe karşımıza çıkan bu figür kültürlerin hemen hepsinde çok kullanılan bir figür olmuştur. Üretkenliğin sembolü olan Boğa aynı zamanda tarımı başlatan bir unsur da olmuştur. Lasco ve Altamira mağaralarında çizilmeye başlanan ve 30.000 yıllık geçmişe sahip olan bu boğa figürleri orta Anadolu'da bulunan Çatalhöyükte'de bir av sahnesi olarak yapılmıştır. Yine Çatal Höyükte evlerin içinde, duvara asılı bir şekilde yapılmış boğa başları da bulunmuştur.
Bu sembol Tanrı figürü olarak Mısır kültüründe de karşımıza çıkıyor. Ayrıca bu sembolü neredeyse tüm Mezopotamya da görüyoruz. Akad, Asur ve Babil tanrıları başlarında boğa boynuzu bir başlık ile tasvir ediliyor.
Eski ahitte ise çıkış bölümünün 32. bab' ında kısaca şöyle ifade ediliyor. Musa' yı bekleyen Kavim, Musa gecikince Harun'dan yardım ister. Kendileri için bir ilah yapmalarını isterler .Harun'da insanların tüm altınlarını toplayarak eritir ve izlemeleri için bir Boğa yapar.
Boğa neredeyse tüm toplumlarda "ışıldamanın" "parıldama"nın sembolü olarak da kullanılmıştır.
Göbekli Tepe'de daha bir çok soru var yanıtlanmayı bekleyen. Nereden geldi bu insanlar ve daha sonra nereye gittiler bilinmez. Bazı araştırmacılar Sümer'den yola çıkarak Anunnakiler'e kadar ilişkilendirmeye çalışsalar da ne yazık ki elimiz de kesin bir veri yok.
Yüzlerce yıl bu tapınakları yapmak için çalıştılar, devasa taşları kestiler yonttular. Yüzlerce metre uzaktan tonlarca ağırlıktaki taşları bu merkeze getirip zemine oydukları deliklere oturttular. Yüksek bir beceriye sahip oldukları kesin. Ayrıca aralarında bir hiyerarşi olduğu da anlaşılıyor. O devre göre yüksek bir mühendisliğe sahip oldukları da kesin.
Bundan 12.000 yıl önce insan ömrünün kısalığını da düşünürsek burada yapılan mimari eserler nesilden nesile aktarılmış bir kütür ve devamlılığı olan bir gelenek yaratılmış. Bu devamlılık hem mimaride hem de yapılan kabartma figürlerde izlenebiliyor. Peki bu kadar uğraştıktan sonra neden binlerce ton kaya ve taşla üzerlerini bir bir örtüp gittiler?
Sanıyorum bu soruların yanıtlarını bulmamız için Göbekli Tepe yakınlarında bulunan diğer 11, yani toplamda 12 olan, diğer yerlerin de kazılmasını beklemeliyiz. Bu sit alanlarından elde edeceğimiz bilgileri sabırla beklememiz gerekecek.
1- GÖBEKLİ TEPE
2- KARAHAN TEPE
3- GÜRCÜ TEPE
4- TAŞLI TEPE
5- KURTTEPESİ
6- HARBETSUVAN
7- YENİMAHALLE
8- YOĞUNBURÇ
9- AYANLAR
10-SAYBURÇ
11-ÇAKMAK TEPE
12-SEFER TEPE









.jpg)




