KADIN' A ŞİDDETE HAYIR! etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
KADIN' A ŞİDDETE HAYIR! etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

07 Şubat 2026

Kadın'ın tarihteki kutsal yolculuğu!!!

 




İnsanlık daha toprağı tanımadan, ateşi adlandırmadan önce…

Anadolu’nun kalbinde bir kadın vardı.

Adı Kybele’ydi.

Kadın figürünün kutsallığına dair en eski izleri Anadolu topraklarında, yaklaşık 9000 yıl önce kurulan Çatalhöyük yerleşiminde görüyoruz. Burada ortaya çıkarılan küçük pişmiş toprak heykelcikler, doğum yapan ya da doğurganlığı temsil eden kadınları betimler. Bu figürlerin en ünlüsü, bir tahtta oturmuş, iki yandaki leoparları ile birlikte doğum anını simgeleyen Ana Tanrıça Kybele’dir. Kybele yalnızca bereketin değil, aynı zamanda doğanın döngüsünün, yaşam ve ölüm arasındaki dengenin de temsilcisidir.

Anadolu halkları için Kybele, toprağın nefesiydi; tarlalar yeşerdiğinde onun bedeni canlanır, kuraklık geldiğinde ise o sessizliğe bürünürdü. Bu inanç Frigya’dan Yunanistan’a, oradan Roma’ya kadar yayıldı. Roma döneminde “Magna Mater”, yani “Büyük Ana” olarak tapınıldı. Bu kült, kadını doğanın merkezine yerleştiren ilk büyük inanç sistemlerinden birini oluşturur.


Hekate – Işığın ve Gecenin Bilgesi


Zamanla, kadının doğurganlığını temsil eden Kybele figürü, yerini insan ruhunun karanlık ve aydınlık yanlarını dengeleyen Hekate’ye bırakır. Hekate, antik Yunan mitolojisinde büyünün, yol ayrımlarının ve gizli bilgeliğin tanrıçasıdır. Üç başlı olarak tasvir edilmesi, onun geçmişi, şimdiyi ve geleceği aynı anda görebilen bir varlık olduğuna inanılmasından kaynaklanır.

Hekate, özellikle kadınların sezgisel gücünü ve bilinmeyene duyduğu merakı sembolize eder. Antik çağda doğumlarda, hastalıkların tedavisinde ve ruhani ayinlerde onun adı anılırdı. O, karanlıkla ışığın birleştiği yerde, kadının içsel gücünü hatırlatan bir simge haline geldi.


Leto ve Artemis – Anne ile Kızın Işığı


Anadolu’daki kutsal kadın geleneği, Likya bölgesinde Leto ve kızı Artemis ile devam eder. Mitolojiye göre Leto, tanrıların gazabına rağmen ikizleri Apollon ve Artemis’i dünyaya getirir. Bu doğum, günümüzde Fethiye yakınlarındaki Letoon kutsal alanında gerçekleşmiştir.

Leto’nun hikayesi, anneliğin zorluklarına ve direncine odaklanır; Artemis ise doğanın, vahşi hayvanların,ayın özgürlüğün ve saflığın tanrıçası olarak özellikle genç kadınların koruyucusudur. Artemis hiçbir erkek tanrıya boyun eğmez, kendi kurallarına göre yaşar. Bu yönüyle o, özgür kadın kimliğinin mitolojik sembolüdür. Letoon’daki tapınak, binlerce yıl boyunca hem anne hem de kız figürlerinin kutsallığını yaşatan bir merkez olmuştur.


Amazonlar – Kadının Direnişi


Anadolu daki Kadın tarihinin en dikkat çekici figürlerinden biri de Amazonlardır. Antik kaynaklara göre, Karadeniz’in kuzeyinde ya da Batı Anadolu’da yaşamış, tamamen kadınlardan oluşan bir savaşçı topluluktur.

Amazonlar ata biner, ok atar, savaşlarda erkek ordularını dahi alt ederdi. Truva Savaşı’nda Penthesilea adlı Amazon kraliçesinin kahramanca savaşması, kadın gücünün ve onurunun sembolü haline gelmiştir.

Onların varlığı tarihçiler arasında tartışılsa da, Amazon imgesi kadın özgürlüğünün ve erkek egemen dünyaya karşı direnişin güçlü bir sembolüdür. Antik Yunan bile, bu kadın savaşçıları “tehlikeli ama saygı duyulması gereken” bir figür olarak anlatmıştır.


Erythrai’li Sibilla – Kehanetin Kadın Sesi


Kadının yalnızca doğurganlık veya güç değil, bilgelik kaynağı olarak da kabul edilmesi, Ege kıyısındaki Erythrai (Ildırı) antik kentinde karşımıza çıkar. Burada yaşadığına inanılan Sibilla, tanrı Apollon’un esin gücüyle konuşan bir kahindir.

Erythrai’li Sibilla’nın kehanetleri, kralların ve imparatorların bile kararlarını etkilerdi. Ancak onun sözleri yalnızca geleceğe değil, insanın iç dünyasına da dairdi. Kehanet, bilgelik ve ruhsal sezgi, antik dünyanın kadın aracılığıyla Tanrı’yla iletişime geçtiğine dair inancını güçlendiriyordu.

Sibilla figürü, kadının bilgiyle kutsallık arasındaki köprüyü temsil etmesi bakımından, tarih boyunca birçok kültürde “kadın bilge” arketipinin temelini oluşturmuştur.


Pepouza – Kadın Peygamberlerin Şehri


Hristiyanlığın ilk yüzyıllarında antik Frigya bölgesinde ortaya çıkan Montanizm hareketi, kadınların dini liderlikte aktif olduğu nadir örneklerden biridir. Bu hareketin merkezi Pepouza antik kentiydi.

Burada yaşayan Priscilla ve Maximilla adlı iki kadın, Tanrı’nın Ruhuyla doğrudan konuşabildiklerine inanılan peygamberlerdi. Montanistler için Tanrı’nın sözü yalnızca erkeklerin ağzından değil, kadınların kalbinden de yankılanabilirdi.

Pepouza, bu nedenle “Yeni Kudüs” olarak anıldı. Kadın peygamberlerin burada önderlik etmesi, Hristiyanlık tarihinde kadının ruhani otoritesini temsil eden benzersiz bir dönem oluşturur. Bu düşünce, yüzyıllar sonra bile kadınların dini ve toplumsal rollerine dair tartışmalarda ilham kaynağı olmuştur.


Meryem Ana – Merhametin Işığı


Kadının kutsal rolü, Hristiyanlıkla birlikte Meryem Ana figüründe yeniden biçimlenir. İncil’de kısa ama etkileyici şekilde yer alan Meryem, Tanrı’nın Oğlu’nu dünyaya getiren seçilmiş kadındır.

Ne var ki, Kuran’da Meryem çok daha geniş bir yer bulur; kendi adına adanmış bir sûreyle onurlandırılır. Bu durum, onun yalnızca İsa’nın annesi değil, aynı zamanda inancın, sabrın ve merhametin simgesi olduğunu gösterir.

Meryem, insanlık tarihinde “kutsal anne” arketipinin en evrensel ifadesidir. O, Kybele’nin bereketini, Hekate’nin bilgeliğini ve Sibilla’nın sezgisini modern çağlara taşır.


Tarih boyunca kadının temsil ettiği tüm bu güçler — doğurganlık, bilgelik, özgürlük, cesaret ve merhamet — bugün hâlâ yaşamaktadır. Ancak ne acıdır ki, modern çağda bile kadınlar şiddete, ayrımcılığa ve susturulmaya maruz kalıyor.

Bu durum, insanlığın kadına duyduğu saygıyı yitirmesinin bir göstergesidir. Oysa binlerce yıl önce Anadolu insanı kadını tanrıça olarak yüceltmişti.

Ama bugün…

Tüm bu binlerce yıllık kutsallığa, bu sayısız kadının gücüne rağmen,

kadınlar hâlâ acı çekiyor, yok sayılıyor, öldürülüyor. 

Tanrıçaların toprağı olan bu topraklarda, artık tanrıçalar değil, kurbanlar konuşuyor .Bugünün kadını, tüm bu tarihsel mirasın mirasçısıdır. Her biri içinde bir Kybele’nin, bir Artemis’in, bir Sibilla’nın yankısını taşır.

Ve her seferinde, tıpkı mitlerdeki gibi, küllerinden yeniden doğmayı başarır.

Ve belki de insanlık, kadını yeniden yüceltmeden, hiçbir kutsallığı hak etmeyecektir.

Tanrıların yankısı, toprağın nefesi, inancın özü ve insanlığın kalbidir. Kadının sesi Tanrı’nın sesidir. 


02 Eylül 2021

Kadın Şiddetine SON!!!

 




https://www.youtube.com/watch?v=hM4P9b2S7PA

  ANAdolu diye isimlendiririz bu kadim toprakları. İlk heceleri ANA ile başlar. Kadın'dır bizleri doğuran, can veren. Çocukluğumuzda her düşmemizde canımız yandığında "Anam" diye ağlar ona koşarız. Büyürüz, ama her derdimizi "Ana"mızla paylaşırız. Ana"mız ölür bir parçamız da onunla birlikte toprağa gömülür.

Evet bu kadar saygındır ve kutsaldır "Ana"larımız. Ama ne yazık ki son yıllarda  hemen her gün en az bir Kadının öldürüldüğü bu ülkede bir insan olarak üstelik bir erkek olarak yaşamaktan gerçekten utanç duyuyorum. Ve isyan ediyorum...

Ülkemin hemen her yerini defalarca gezdim ve bir şeyi çok iyi kavradım. Eğer "KADIN" olmazsa hiçbir şey olmaz. Dünya Kadınların gücü ,emeği ve doğurganlığı sayesinde devam eder. Kadına gösterilen saygı bir toplumun eğitim ve kültür seviyesinin göstergesidir.

7000 yıl önce Çatalhöyükte Kadın'a öyle bir değer vermişler ki bugün bile  o değeri bırakın Kadın'a vermeyi anlamamız bile imkansız. Dile kolay tam yedi bin yıl önce  o "ilkel" diye neredeyse küçümsediğimiz Çatalhöyüklü atalarım doğuran Kadına yani geleceği kuran Kadına öğle bir değer vermiş ki, o dönemde henüz "tanrı bilinci" dahi yokken Kadının doğurganlığından dolayı onu adeta "tanrısallaştırmıştır. Kadının  doğum yaparken ya da yavrusunu emzirirken, anne kutsallığını betimleyen heykellerini yapmışlar ve onun yüceliğini bu heykeller aracılığı ile bizlere, binlerce yıl sonra gelen torunlarına bırakmışlardır.

Binlerce yıl Kadın ya doğaya hükmetmiş ya da vahşi hayvanlara. Yani olağanüstü gücü ile toplumlarının geleceğini Kadın erkek diye ayrım yapmadan korumuştur.  Çeşitli isimler alında Frig, Hitit gibi uygarlıkların "ana tanrıça"sı olmuş.

Daha sonraları ise neredeyse hepimizin "yunan mitolji"sinden geldiğini sandığımız oysaki ANAdolulu Tanrıça Artemis'imiz var. O Tanrıçaya o Kadına neredeyse tüm evreni bağışlamışlar korusun kollasın diye. Dünyanın en muhteşem tapınağını da o Tanrıça için yaptılar.

 Bunlar pagan toplumlardı, ilkel insanlardı diyebilirsiniz ama eminim şu anda olduğu gibi her gün bir kadını "bugün çok canım sıkıldı sokağa çıkıp zayıf ve güçsüz bir Kadın bulup onu kılıçla doğruyayım" diyen ilkellikte öldürmemişlerdir.

Keşke günümüzde de, ANAdolu'nun en ilginç toplumlarından Amazon Kadınları da bizimle birlikte yaşasalardı. Bakalım, o Kadınları hunharca katleden zavallılar acaba gece sokağa yanlarında Kadınları olmadan  çıkabilirler miydi! 

Pek sanmam yürek ister. 

Hani o güneşin en güzel doğduğu ve yine en güzel şekilde battığı ifade edilen Nemrut Dağı var ya, işte o dağın zirvesinde diğer tanrılarla birlikte, Antiochus'un toplumunu besleyen, ona can veren de bir de Kadın vardır. O da Kommagene'dir. Yani çiğ köfteci değildir.

Yine bu kadim topraklarda yani ANAdolu'da tartışıldı ve sonunda Meryem Ana'mıza "Tanrı ANASI" dendi. Sakın beni "Meryem Ana'mız" dediğim eleştirmeye çalışmayın o zaman  oturun bir zahmet Kur'an 'dan okuyun.

Düşmanlar sarmış ülkenin her bir yanını. Osmanlı bir bir kaybetmiş topraklarını sıra ANAdolu'ya gelmiş. Artık bitti bu iş demişler çöktük gırtlağına artık Türklerin. Ama bir şeyi hesaba katmamışlar ANAdolu'nun o cesur Kadınlarını!  Halide Onbaşı, Nezahat Onbaşı, Şerife Bacı, Erzurumlu kendi küçük ama yüreği büyük Kara Fatma, Halime Çavuş  ve nice Kadınlarımız "DUR" diye haykırmış düşmana. Sadece dur demekle kalmamışlar, bu kutsal toprağı kanları ile sulayarak ve arkalarında nice isimsiz  kahraman Kadınlar bırakarak, düşmanı söküp atmışlar ANAdolu'dan.

Peki şimdi niye erkekler kadınlarına düşman gibi davranıyor, nedir bu kadına uygulanan şiddet? Nedir bu erkeklerin acizliği, cahilliği ve ilkelliği? Kadın gelişimini en güzel şekilde sürdürürken neden biz erkekler Neandertal'lere dönüşmeye başladık.?

Ama ben şundan eminim bu şiddete de "DUR" diyecek olanlar yine ANAdolunun yürekli Kadınları olacak ve biz erkeklere Kadınsız bir hayatın olanaksız olduğunu ve her zaman yan yana yürümemiz gerektiğinin öğretecek. Çünkü bizim kadınlarımız Halide Edip Adıvar'ın, Safiye Ali'nin, Nezihe Muhiddin'in, Afife Jale'nin, Fazıla Şevket Giz'in, Sabiha Gökçen'in, İlmiye Çığ'ın, Türkan Saylan'ın, Refet Angın'ın ve adını sayamayacağım kadar çok başarılı Türk Kadının torunlarıdır.

ANADOLU KADINDIR VE HEP ÖYLE KALACAK.

  


Nika Ayaklanması: Meşruiyet Krizinin Tarihsel Bir Örneği

  Yıl 532... İstanbul'dayız yani namı diğer Konstantinopolis... Tahtta I. Justinianus var: güçlü, reformcu, hırslı bir imparator. Karısı...