Kağızman İlçesi Kötek Belediyesi Çamuşlu Köyü Yazılıkaya resimleri Çamuşlu Köyü civarlarında Aladağ’ın doğu yamaçlarında bulunmaktadır. Üst Paleolitik çağlardan kalmıştır. Bu civarda Tombul Tepe ve Kurban ağa mağaralarında bulunan taş araçlar, ocak yerleri ve şölyen tipi el baltaları ise M.Ö. 10.000 yılında tekabül eden alt paleolitik dönemden kalmıştır. Kurban ağa mağarasında ayrıca, tunç çağına ait çanak-çömlek ve kement file gibi avlanma araçlarını gösteren duvar resimleri bulunmaktadır. Yazılıkaya, Bazalt yapılı bir kayanın dik ve düzgün yüzünde, biri büyük, diğeri küçük iki panodan oluşmaktadır. Büyük pano yerden 4 m. yüksekten olup, 14 m. uzunlukta ve yaklaşık 4 m. genişliktedir. Küçük pano ise aynı duvarın doğu uzantısı üzerinde yer almaktadır. Yazılıkaya panolarında insan ve hayvan figürleri bulunmaktadır. Bu hayvanlar keçi, geyik ve eşeklerden oluşmaktadır. İkinci panonun üzerinde kale benzeri araçlarla oynandığı saptanmıştır. Daha genç dönemlerde yaptığı sanılan bu çizgi üzerinde küçük opsidyen kalemler kullanıldığı sanılmaktadır.
Çıldır Gölü'ndeki Akçakale Adası'nda Dolma Tepe eteklerinde kaya anıtları bulunmuştur. Ada menhirler, dolmenler ve kromlekler ile doludur. Kılıç Kökten'e göre; bu taş anıtlar neolitik dönem tekniği ile yapılmıştır. Genellikle Batı Avrupa'da görülen tarih öncesi çağlarda dikilmiş uzun ve tek parça dik taşlara menhir denir. Öte yanda dolmenlerde kullanılan taşlar da menhir kavramıyla ifade edilmektedir. Menhirler, genellikle 10-12 metre yüksekliğinde dev taşlardır. Ancak boyu 30 metreye kadar uzananları da vardır. Kromlek (Cromlech); prehistorik çağlardan neoltitik devirlere kadar, dairesel ya da doğrusal biçiminde sıraya dizilmiş desteksiz ayakta duran dikilitaşlardan (menhir) oluşmuş megalit yapı türdür. Çok kaba taşlarla örtülü iç duvarlar, kaba ve büyük taşlarla örtülü damlar, Avrupa dolmenlerinin bazılarında görülen tekniği anımsatmaktadır. Avrupa kültürüne özgü olduğu kabul edilen bu tip taş anıtlar doğuda ilk kez Kars'ta rastlanmıştır. Anıtların ortasında açılan bir sondaj çukurunda, çok kaba, mat siyah renkli değişik biçimlerde çanak-çömlek parçaları bulunmuştur.
Kalkolitik Dönem araç-gereç yapımında bakır kullanılmaya başlanmasıyla belirlenen kalkolitik dönemin Kars yöresindeki buluntu yeri Kağızman'ın güney kesiminde yer almaktadır. İlk Tunç Çağı bu dönem bakırla kalayın karıştırılmasıyla elde edilen tuncun, araç yapımında kullanılmaya başlanmasıyla ayırt edilen bir dönemdir. Bu dönem, Kars bölgesinde Yazılıkaya'nın dibinde açılan Küçük Deney Çukuru'nda ve Kurbanağa Mağarası yakınındaki sondajda ele geçen çanak çömleklerle ve aynı mağaranın doğusunda, Kale denilen, üstü düz yüksek tepedeki sondaj çukurunun buluntularıyla bilinmektedir.
Tüm bu araştırmalardan çıkan sonuç; Kars yöresinin Paleolitik Dönem'den başlayarak Orta Tunç Çağına değin kesintisiz bir kültür silsilesine mekân olduğudur.
Yazılı tarih dönemleri Kars bölgesinde Urartu'larla başlamaktadır. İ.Ö. IX. ve VI. yüzyıllar arasında Van Gölü çevresi merkez olmak üzere kuzeyde Çıldır, kuzeydoğuda Gökçe Gölü çevresi, doğuda İran içleri, güneydoğuda Urmiye Gölü, güneyde Şanlıurfa, batıda da Fırat Irmağı ile sınırlanan bölge Urartu Krallığının egemenliği altındaydı. Urartu, Asur kralı I.Salmanassar'ın yazıtlarında (İ.Ö. 1273-1244) Uruatri (dağlık bölge) olarak anılmakta, aynı yazıtta Asur kralının bu adla bilinen ülkeleri ele geçirdiği bildirilmektedir.
Urartular çağında Bingöl'den, Çıldır Gölü ile Gökçe Gölü bölgesine değin uzayan yerlerde, insanların çok sık bir yerleşim gösterdiği ve buralarda ondan fazla yerli krallık kurulduğu bilinmekle beraber, bu yerli krallıklar tabi oldukları büyük krallığa zenginlikleri nispetinde altın, gümüş, tunç, at, öküz ve koyun olarak ağır vergiler ödemiş, sık sık isyan etmeleri sebebiyle de ağır bir şekilde cezalandırılmışlardır.
Diauekhi ile Etiuni. Bu krallıklar içerisinde Kars'daki Diauekhi Krallığı komşularına göre daha büyük ve kuvvetliydi. Bilhassa kıymetli madenlerden vergi ödemekte idi ki; bu durum Kağızman deresindeki altın, gümüş ve Bardız'daki bakır madenlerinin o dönemde işletildiğini ortaya koymaktadır. Kimmer - İskit Akınları İ.Ö. VII. ve V.yüzyıllar arasında İskitlerin baskısı karşısında başka topraklara göç etmek zorunda kalan Kimmerler, kendilerine yeni bir yurt aramak amacıyla Anadolu'ya girmeye başlamışlardır. Bu göç ve istilalar Asur ve Urartu devletlerini büyük sarsıntılara uğratmıştır. Urartu Kralı II. Rusa ( İ.Ö. 685-645 ) bu göçebe topluluklarla dostça ilişkiler kurmaya çalıştı. Kimmerlerle İskitlerin saldırıları ile yıkılma eşiğine gelen Urartu Krallığına son darbeyi Medler vurdu. Medler, özgürlüklerini kazanarak Asur devletini ortadan kaldırmış, bunun ardından ise bölgedeki Urartu hâkimiyeti sona ermiştir. M.Ö. 550'de ise Urartu toprakları Pers egemenliğine girmiştir.
Persler Orta İran'dan Ege Denizi'ne kadar geniş bir bölgeyi egemenlikleri altına almışlardır. Persler kurdukları devleti dış ülke topraklarını talan ederek ya da fethederek ayakta tutmaya çalışıyor; dolayısıyla kendi halkı üzerindeki ekonomik, sosyal ve siyasal baskı hafifliyordu. Krallar kralı olarak anılan Pers imparatoru Darius ülkeyi satraplık denen, 23 büyük ve 127 küçük birime bölerek ülkeyi merkezden yönetiyordu. Bugünkü Kars yöresi 18. Satraplık içinde yer alıyordu. Bu bölge satraplığa yılda 400 gümüş talent vergi vermek ve Darius'a 20.000 at göndermekle yükümlü idi.
Araks Krallığı, farklı etnik bölgelerden oluşan Araks Krallığının merkezi, bugünkü Azerbaycan sınırları içindeki Armavirdi. Krallığın sınırları batıda Murat Suyu'na kadar uzanmaktaydı. Araks Kralları daha sonraları Muş yöresini de topraklarına kattılar. Bu arada İran-Azerbaycan bölgesinde egemenlik kurmuş olan Partlar, Araks Krallığının yayılma politikasına karşı çıkarak, Arakslara savaş açtılar ve Araks Krallığını büyük bir yenilgiye uğrattılar. Tigran Dönemi Araks Krallığı yenilmesine rağmen ortadan kalkmadı. Tigran Araksların başına geçti ve topraklarını genişletmeyi sürdürdü. Merkezi Urartu olan Tigran Devletinde toplumsal yaşamda göçebe kültürü devam ediyor, av ve savaş eğlenceleri Tigran kültürünü oluşturuyordu. Tigran'ın egemenliği M.Ö. 64'de Roma istilalarına kadar sürdü. Sasaniler Dönemi Sasani Kralı Yezdigerd'in bölgede başlatmış olduğu dinsel baskılar sonucunda, Doğu Anadolu'da çatışmalar ve huzursuzluklar başladı. Sasanilerin Roma ve Bizanslılarla da çatışmaları olmuş, fakat Bizanslılar bu dönemde bölgeye yaptıkları seferlerden bir sonuç alamamıştır.
Tam bu dönemde Müslüman Araplar bölgede yeni bir siyasal güç olarak görünmeye başlamıştır. Suriye, Irak ve Mısır'da egemenlik kuran Araplar 630 yıllarında İran'ı da ele geçirdiler. Halife Hz.Ömer 642'de Nihavent Savaşıyla bölgedeki Sasani egemenliğine son verdi. İslam Uygarlık Dönemi Arapların Güneydoğu ve Doğu Anadolu'yu ellerine geçirmek amacıyla yaptıkları seferlerin ilki 638 yılına rastlar. Halife Hz. Ömer zamanında Iyas Bin Gazem komutasındaki Arap ordusu Van Gölü'nün kuzeyine kadar ilerledi. 642'de ise Habib Bin Mesleme komutasındaki ordu Van Gölü yöresinden kuzeye yürüyerek Divin'i aldıysa da Kars'ı ele geçiremedi.
Kars yöresinin bir bölümü 646'da Araplar'a kendiliğinden teslim olmuş ise de, halkı Selçukluların bu bölgeye geldiği 1060 yılına kadar 420 yıl boyunca Hıristiyan kaldı. Gregoryanlığı benimsemiş olan halk, kendilerini Ortodoks Bizanslıların dinsel baskılarından kurtaran Arap yönetiminden hoşnuttu. Ama Bizans İmparatoru II. Konstans 635'de 100.000 kişilik ordusuyla Erzurum ve Kars yoluyla Divin üzerine yürüdü. Bölgeyi yeniden Bizans topraklarına kattıktan sonra geri döndü. Bunun üzerine yöre halkı Malazgirt'teki Arap ordusuna başvurarak bölgeyi Bizanslıların elinden kurtarmasını istediler. Şam valisi Muaviye Bizanslılara karşı Araplarla birlikte savaşan Reştunili Teodoros'u bölge yöneticisi ilan etti ve Araplar yörede bir süre egemen oldular. Ancak, 657'de Araplar arasında çıkan anlaşmazlıklar üzerine Bizanslılar bölgeyi yeniden ele geçirdiler. Emevi Halifesi Abdulmelik Döneminde (685-705) Mervan Bin Muhammed komutasındaki Arap ordusu, Divin'i de ele geçirdi ve Bizanslıları yöreden çıkardı(693). Bu tarihten sonra bölge kesin olarak Arap yönetimi altına girdi.
Ancak 771'de ağır vergilerden bunalan Hıristiyanlar Namıkonlu Artavasd önderliğinde Araplara karşı ayaklandılar. Abbasi halifesi Mansur, 722’de İsmail Bin Amirü'l - Harisi komutasındaki 30.000 kişilik bir orduyu Kars üzerine gönderdi. Tarihte '' Bagrevand Savaşı'' diye anılan bu çatışmayı kazanan Araplar yöre Hıristiyanlarının başına Bagratlı Aşot'u getirdiler. Aşot'un yerine geçen oğlu Sembad , halifece patrik olarak atandı. Bagrat , II. Abbas döneminde (928'de) Kars Bagara ve Erasgavork'tan sonra Bagratlıların üçüncü merkezi oldu. III. Aşut, 962 de kendisine Ani'yi başkent seçince kardeşi Muşel'e merkezi Kars olan Vanand Beyliği'ni verdi. Bu durum, 1045'e kadar sürdü. Bu tarihte Bizans imparatoru IX. Konstantinos Monomakhos, Ani üzerine yürüdü. Önce Ani Bagratlı'larını yendi. Kars Bagratlıl'arını da kendisine bağladı. Buralara asker yerleştirerek Türklerin ileri hareketlerini durdurmaya çalıştı.
Daha sonra Osmanlı Devleti'ne de saldıran Uzun Hasan Otlukbeli'nde yenilerek (1473) güç kaybetmiştir. Akkoyunlular kısa zamanda çöktüler ve Akkoyunlu Devleti'nin yerine Safevi Devleti kurulmuş, Bu devletin egemenliği döneminde Kars ve yöresi büyük yıkım görmüştür. 1514 Çaldıran Savaşı'nda Şah İsmail'i yenilgiye uğratan Yavuz Sultan Selim Kars'ta konaklamıştır. Ordudaki yorgunluk ve huzursuzluk sebebiyle, Doğu Anadolu'yu tam olarak egemenliğine alamadan İstanbul'a geri dönmüştür. Osmanlı yönetimi Kanuni Sultan Süleyman 1534'te yaptığı sefer sonucunda Kars'ı Osmanlı egemenliği altına almıştır. 1548 yazında Kars'ı imara girişmişken , Süleyman Çelebi İdaresinde 5000 atlı da karakol olup Safili sınırını bekliyordu. Yazın Tahmasp oğlu İsmail Mirza ile gelen Kaçarlı Gökçe Sultan idaresindeki büyük bir Safili ordusu ansızın Kars'ı basmıştır. Kars'ın yapılan yerleri yakıp, yıkmışlardır. Bu Safili akınından cesaretlenen Atabekliler de taarruza geçip Yusufeli, Artvin ve Tortum bölgelerini geri almışlar. 1548 sonbaharında Erzurum'a gelen bir Osmanlı ordusu, padişahın buyruğu ile Atabekliler yurduna girip buraları yeniden fethetmişlerdir.
1549'da Gök ve Ardahan kaleleri onarıldı ve bölgeye asker yerleştirilmiş, ancak Safevilerin saldırıları durmadığından, 1578'de yapılan Osmanlı- Safevi Savaşı sonucunda Osmanlı Devleti Çıldır'ı ele geçirerek Çıldır Eyaleti'ni kurmuştur. Lala Mustafa Paşa yıkık ve harap olan Kars'ı büyük ölçüde onarmış, Safevi hükümdarı Şah I. Abbas'ın Revan'ı almasının ardından, 1604'te Kars Şehrini yakıp yıkmıştır. 1615'te yapılan barış sonucunda şehri terk eden halk geri dönmüş, 1639'da yapılan anlaşma sonrasında Kars 95 yıl sürecek olan bir barış dönemine girmiştir. 1734 yılında ise Afganlı Nadir Şah Kars'ı kuşatmış, yapılan barış antlaşması sonucunda Revan İran'a, Kars ve yöresi Osmanlılara bırakılmıştır. Nadir Şah'ın 1736'da tekrar Osmanlı topraklarına saldırması üzerine yapılan savaş sonucunda, 1746'da barış anlaşması imzalanmış ve Kars uzun süre barış içinde yaşamıştır. Bu barış dönemi ise Rusya'nın güçlenmesiyle sona ermiştir. Sıcak denizlere açılma hayallerini gerçekleştirmek amacıyla ilk olarak 1807'de Kars'a saldıran Ruslar, 1828'de önce şehri, daha sonra iç kaleyi işgal etmiştir. Şehir yıkılmış ve yağmalanmıştır.
1829'da imzalanan Edirne Antlaşması ile Ruslar geri çekilmek zorunda kalmışlar. Fakat Ruslar Ahıska Şehrini ve altı sancağını savaş tazminatı yerine sayıp, geri vermemişler. Kırım Savaşı sırasında, 16 Haziran 1855'te üçüncü defa Kars'ı kuşatan Ruslar'a karşı, küçük yaştaki çocuklar bile "Gönüllü Alayı" na katılıp çarpışmıştır. Sıvastopol Bozgunu'nun acısını çıkarmak için, General Muravyev kumandasında 54 bin kişilik ordu ile 29 Eylül 1855'te hücuma geçen Ruslar, tabyalarda yedi buçuk saat süren kanlı muharebeler sonunda ağır bozguna uğrayıp, 20.000 asker zayiat vermişler. Bu müdafaada, yalnız şehir halkından tabyalarda altısı kadın, dokuzu din alimi olmak üzere 70 şehit ile, 230 yaralı verilmişti. 1855 Kars Zaferini gören ve bunda emeği geçen Kanadalı General Williams yazdığı raporlarında, İngilizler'den Albay Lake ve doktor Sandwithe ise hatıralarında, kadınlı - erkekli Türklerin yurt korumadaki bu eşsiz kahramanlık destanını nasıl yazdıklarını anlatmışlardır.
Kars, 19. yüzyıla kadar Ruslar ve İranlılar tarafından defalarca saldırıya uğradı. Bu yüzyılda Ruslar ile Osmanlılar arasında sürekli el değiştiren bölge, 1828-1829 Osmanlı-Rus savaşında Rus ordusunun komutanı İvan Paskeviç tarafından fethedilmiştir ve 93 Harbi olarak bilinen şehir kırk yıl Rus kontrolünde kaldı.
1918 yılında Bolşevik ihtilalinden sonra Brest-Litovsk Antlaşması ile Osmanlılara bırakılmıştır. Osmanlılardan Ermeni kontrolüne geçen bölge daha sonra İngilizler tarafından fethedildi.
Daha sonra Ermenilere ve Gürcülere bırakmak için, İngilizler Kars'tan çekildiler. 25 Nisan 1918'de Kars, kırk yıl sonra yeniden Osmanlı toprağı oldu, ancak kısa süre sonra Ermeniler şehre döndü ve Osmanlı ordusu buradan çekilmek zorunda kaldı.
Bunu engellemek isteyen Kars halkı kendi imkanlarıyla Wilson İlkelerine uyarak 5 Kasım 1918'de Milli İslam Şurası adı altında demokratik bir yerel yönetim kurmuştur. Batum, Artvin, Ahıska, Ahılkelek halkı, Nahçıvan ve Ordubad, Kars'ta bu mahalli idareye katılarak sancak ve kaza teşkilatını kurdular.
Böylece başkenti Kars olan 36.000 km²'lik alanda bir Türk yerel yönetimi kurulmuştur. Bu hükümet 18 Ocak 1919'da 131 temsilcinin katılımıyla yapılan Büyük Kongre ile Güneybatı Kafkasya Cumhuriyeti adını almıştır. Kars, 30 Ekim 1920'de Türk Kurtuluş Savaşı ile Türk kuvvetleri tarafından alındı.
Okuduğunuz gibi bu şehir de diğer şehirler gibi savaşlardan ve ölümlerden uzak kalamadı. Kars nihayet Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasıyla barış ve huzura kavuşmuştur. Umarım 1920'de gelen bu barışı sonsuza kadar korurlar.
Kars, deniz seviyesinden 1768 metre yükseklikte, köyleriyle birlikte nüfusu 100 bini aşan bir şehir. Tarihi boyunca İpek Yolu'nun Anadolu'ya açılan ilk kapısı olan Kars, çeşitli etnik grupların bir arada yaşadığı bir yerdir.
Kültürel farklılıkları ve zenginliği bir araya getiren kozmopolit bir yapıya sahiptir. Yüksekliği nedeniyle Türkiye'nin en soğuk yerlerinden biridir. Yazları yağışlı, kışları kurak geçen Kars'ta, kış aylarında sıcaklıklar zaman zaman -39 °C'ye kadar düşüyor.
İsviçre'den sonra dünyanın en kaliteli karını alan bu bölge, kış turizmi için ülkemizdeki en güzel yerlerden biridir. Çıldır Gölü dondukça donmuş gölün eşsiz manzarası oluşur. Son yıllarda bu göl sayesinde turizmde biraz artma görülmektedir. Umarım ciddi yapılan kültür turları ile Kars hak ettiği ilgiyi görür.
Kars' a gelmişken meşhur balından ve gravyer peynirinden tatmamak olmaz...Kaşar diyenleri duyar gibiyim ! Tamam kaşar da alalım.
Hadi bakalım sevgili gezginler çarşı pazar dolanmaya gelmedik buraya...!Henüz bu güzel kenti gezmeye başlamadık bile..! Hadi bakalım yola çıkıyoruz artık...! Bu güzel şehirde neler göreceğiz kim bilir..?
Baha ile kalın... Hoşça kalın...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder