Merhaba sevgili gezginler bendeniz Bahadır. Giriş yazımda da belirttiğim gibi gezimize yaklaşık 2200 yıldır Doğu'ya açılan bir kapı olan Trabzon şehri ile başlıyoruz.
Karadeniz'in en güzel kentlerinden biri olan Trabzon kentinin tarihini anlatmaya başlamadan, isminin nereden geldiğini anlatmaya çalışayım.
İlk çağlardan itibaren Trabzon kenti, Trapezus, Trapeza olarak anılmış daha sonra değişik dillerde Trapezunda, Tarapezunda ya da Trabizonde gibi isimlerle de anılmıştır.
Bu şehre neden Trapesus dendiği hakkında kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Trapesus adı bu biçimi ile Hellen yani Yunan diline ait olmakla birlikte Yunanca anlamı ise "düzlük" ya da "masa" dır. Fakat kentin ilk kurulduğu yerin coğrafi yapısı incelendiğinde, pek de masaya benzer bir görüntü yoktur. Bir başka anlatıma göre de, denizden Boztepe'ye uzanan şehir merkezi düzensiz teraslarda yükseliyor ve bu yüzden de kentin adı "yamuk "anlamına gelen Trapezus olarak konmuştur.
Sonuç olarak bu birbirine benzer isimlerin ne anlama geldiği konusunda elimizde sadece rivayetler olup kesin bir şey söylemek neredeyse olanaksızdır.
Trabzon'un ilk tarihsel izleri Paleolitik döneme kadar uzanmaktadır. 1944 yılında Prof. Dr. Kılıç Kökten, çeşitli mağaralarda yaptığı kazı ve araştırmalarda Paleolitik ve Neolitik dönemlere ait seramikler bulmuştur.
Hitit döneminde bu bölgenin ismi Azzi-Hayasa olarak anılmıştır. Azzi-Hayasa kısaca iki krallıktan oluşmuş bir konfederasyondur. Hititlerden sonra ise Asur döneminde bölgenin zenginliği giderek artmış ve ticari ağlar kurulmaya başlanmıştır. İ.Ö. 1200 yıllarında ise Trabzon'lu bazı halklar Truva kentine yardıma dahi gitmiştir.
Milet'ler Karadeniz bölgesine ticari amaçlarla gelmişler ve İ.Ö.785 yılında, ilk olarak Sinop kentini kurmuşlardır.
M.Ö. 756 yılında Milet kolonileri Trabzon'a geldiler ve limanın üzerinde bir yerleşim yeri kurdular. Coğrafi konumu bu şehri İran ve Uzak Doğu ile ticarette birincil öneme sahip bir ticaret merkezi haline getirdi. Milet'lerin hakimiyeti yaklaşık 8 asır sürmüş ve bu süre içerisinde Kapadokya'da kurulan Pontus devletinin bir dönem başkentliğini de yapmıştır.
Trabzon'un ekonomik ve askeri stratejik değerini anlayan Roma imparatorluğu, üç generalin komutasında gönderdiği ordu ile, kenti ele geçirmiştir.
Pontus Kralı Mithridates ile Romalılar arasındaki savaşta (MÖ 1. yy) tarafsız kalan şehir Lucullus tarafından alınmış ancak kente bir zarar verilmemiş ve yıkılmamıştır.
Özgür Şehir unvanını alan Trabzon, belli bir süre orada kalan imparator Hadrianus (117-138) tarafından zenginleştirilir. Valerianus'un (260) yenilgisinden sonra Trabzon, Gotların eline geçti. Trabzon bu felaketten hiçbir zaman tamamen kurtulamadı, ancak yine de prestijli bir konuma sahip olmaktan vazgeçmedi.
MS 3. yüzyılda Hristiyanlık yayılmaya başlamış ve bölgede birçok kilise ve manastır inşa edilmiştir.
395 yılında Roma İmparatorluğu ikiye bölününce Trabzon, merkezi İstanbul'da bulunan Doğu Roma İmparatorluğu sınırları içinde kaldı.
İmparator Justinianus (527-564) surları restore ettirmiş ve böylece tüm bölgede yeni bir ticari faaliyet başlamıştır. Herakleios (610-641) döneminde ise şehir askeri bölgelere ayrıldı.
8. yüzyılın başlarından itibaren Araplar Doğu Karadeniz ve Trabzon'a yerleştiler. 1204 yılında, İstanbul şehrinin Haçlılar tarafından düşmesiyle imparator I. Andronicus Kommenos, yeğenleri Alexio ve David ile birlikte Trabzon'a kaçtılar ve Gürcistan kraliçesi Tamara'nın yardımıyla Trabzon'da Kommenos krallığını kurdular.
Komnenos döneminde, şehir görkemli ve sofistike bir kültür merkezi olarak ün yapmıştı.
O yüzyıllarda ticaretin önemli aktörleri olan Cenevizliler ve Venedikliler ipek yolu üzerinden ticaret yapmak için buraya gelmişlerdir. Yapılan ticari anlaşmalarla zenginleşmenin artmasına rağmen, kendi politikalarını sürdürebilmek amacı ile Komnenos krallığı Selçuklu Türkleri ile evlilik bağları kurdu. Manuel Komnenos (1238-1265) döneminde Trabzon en parlak dönemini yaşadı. Gümüşhane'deki (Argyropolis) gümüş madenlerinin etkisiyle ekonomik olarak güçlenen I. Manuel'in bastırdığı madeni paranın üzerinde "En Mutlu" unvanı da bulunmaktadır. Türklerle iyi ilişkiler kuran ve zenginleşen Trabzon devleti zamanla Türkler için bir tehdit unsuru haline gelmiştir. Anadolu'yu fethetmeyi amaçlayan Türklerin önünde bir engel olarak gözükmektedir. Birkaç kez saldırılarda bulunan Selçuklu Türkleri kalenin sağlam yapısından dolayı kenti alamamış fakat vergiye bağlamayı başarmıştır.
Anadolu Moğolların hakimiyetine girince Trabzon devleti bu sefer de Moğollara vergi ödemek zorunda kalmıştır. Moğol hakimiyetinin zayıflaması ile birlikte Anadolu'da Beylikler dönemi başlamıştır. Trabzon devleti ,Türkmen beyliğinin gücü karşısında topraklarını kaybetmemek için , 2. Yuhannes döneminde Türklerle çok daha iyi ilişkiler kurma yoluna gitmiştir.
I. Beyazıd, 1398'de Samsun'u fethettikten sonra, Trabzon Kommenos krallığı, Osmanlı İmparatorluğu'na yıllık vergi ödemek zorunda kaldı. Fakat David Comnenus vergi ödemelerini durdurmuş ve ayrıca ödenmiş olan vergileri bile geri talep etmiştir. Ardından 1461'de Fatih Sultan Mehmet Osmanlı kuvvetleriyle Trabzon'u fethederek Komnenosların egemenliğine son verdi. Fatih Sultan Mehmet döneminde kent giderek zenginleşmiş ve yeni imar çalışmaları ile halkın yararına olacak çeşitli yapılar inşa edilmiştir.
16. yüzyılda Trabzon, merkezi Batum olan Lazistan eyaleti ile birleşmiş ve bu yeni idari birimin merkezi olmuştur.1867 yılında Trabzon'da büyük bir yangın çıkmış, bu sırada birçok kamu binası yanmış ve şehir daha sonra restore edilmiştir. Bu yangından sonra kent çok çabuk toparlanmış, 1868 yılında vilayet olmuş, merkezi Lazistan sancağı dışında Gümüşhane, Canik sancakları da buraya bağlanmıştır.
Birinci Dünya Savaşı sırasında Ruslar Trabzon'a saldırır (14 Nisan 1916). Bu saldırı sırasında Trabzonlulardan oluşan taarruz kuvvetleri (Milis) Rus askerlerine ve onlara yardımcı olan diğer bölgesel gerillalara karşı savaşırlar. Trabzonlu savaşçılar Çaykara yaylası, Of ve Arsin gibi farklı bölgelerde muharebeler yapsalar da o dönemin şartlarından dolayı Türkler Trabzon'a girememiştir (14 Nisan 1916). Ruslar, Trabzon'u bir yıl on ay on gün süreyle işgal altında tutmuşlar ve bu süre içinde özellikle Rumlar ve Ermeniler yerli halka işkence etmiş sayısız insanımızı da öldürmüşlerdir.
1916 ve 1918 yılları arasında Trabzon Rus işgaline uğramış, zaman zaman şiddetli çatışmalar meydana gelmiştir. 1. Dünya Savaşında Rus donanması 17 savaş gemisi ile Trabzon kentini topa tutmuştur.
1917'de Rusya'da Bolşevik devrimi başlayınca, Çarlık yönetimi çökmüş ve orduda büyük bir panik başlamıştır.
Bu durumu fırsat bilen, Yüzbaşı Kahraman komutasındaki Karadağ'da batıdan doğuya doğru hareket ederek toplanan Türk milisleri, 24 Şubat 1918'de şehre üç ayrı yoldan inerek Trabzon'a girdiler. Bu olaydan sonra kentte yaşayan Rum ve Ermeniler kent dışına sürülmüşlerdir. Hatta Cumhuriyet'in ilk yıllarında Trabzon'da yaşayan Rum nüfus " mübadele" yapılarak Yunanistan'a gönderilmiştir.
Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşünden sonra Mustafa Kemal ve arkadaşları Türkiye Cumhuriyeti'ni kurdular ve Trabzon bu cumhuriyetin önemli şehirlerinden biri oldu.
Trabzon son yıllarda doğuya açılan bir liman kenti olmuştur ayrıca çay, fındık ve mısır gibi ürünlerle dünya ticaretinde de önemli bir rol oynamaktadır. 800 bini aşan nüfusu ile Trabzon halkının kendine özgü gelenekleri ve yerel bir yaşam tarzı vardır.
Trabzon'da çeşitli Türk boyları bulunmaktadır. Çepniler Şalpazarı, Beşikdüzü, Düzköy, Vakfıkebir, Akçaabat, Çarşıbaşı ve Sürmene ve Araklı ilçeleri hala en eski Türkmen geleneklerinden bazılarını yaşamaktadır. Osmanlı döneminde Trabzon'u da içine alan Ordu-Giresun-Trabzon-Gümüşhane bölgesi "Vilayet-i Çepni" olarak anılırdı. Ayrıca Evliya Çelebi'nin "20.000 Çepni Türkmen Çadırının Bulunduğu Yer" adlı kitabında da yer almaktadır. Avşar'ın Oğuz boylarından Karamanoğulları Türkmenleri ile Halep-Irak Türkmenleri de Trabzon'a yerleşmişlerdir. Ayrıca bölgeye (özellikle Trabzon, Rize ve Artvin) 100.000'den fazla Kuman-Kıpçak Türkü de yerleşmiştir. Bu Türkler Hristiyan idiler, ancak Osmanlıların hakimiyeti ile İslam'a geçtiler. Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılmasından sonra Trabzon, Kırım Türkleri tarafından yerleşim yeri olarak seçilmiştir. 1923'te bölgenin Rum nüfusu, Yunanistan ile Türkiye'nin rızasıyla "nüfus mübadelesi" ile gönderildi.
Bu insanların bir kısmı bölgede kalmayı tercih ederek zamanla Türk olmuşlardır. Burada yaşayanların küçük bir kısmı Pontus Rumcası konuşmaktadır. Tüm bu topraklarda yaşamış ve halen yaşamakta olan insanlar bugün bizlere çok güzel bir kültür mozaiği bırakmışlardır. Hepsini saygı ile anıyor güzel Trabzon'umuz için barış dolu yıllar diliyorum.
Eveet , bu tarih kokan kentte gezilecek yerleri anlatmanın zamanı geldi...
TRABZON KALESİ
Trabzon Kalesi, şehir merkezinde Orta Hisar Mevkii'nde yer almaktadır. Trabzon Kalesi'nin günümüze kadar gelen surları şehrin eski yapılarını oluşturmaktadır. Surların günümüzdeki en eski kısmı MÖ 4. yy'a tarihlenmektedir. Kenti bu yüzyılda gören Ksenephon, surların varlığından bahseder. Trabzon surları Yukarı Hisar, İç Kale, Orta Hisar ve Aşağı Hisar olmak üzere üç kısma ayrılır. Tabakhane ve Zağnos vadileri arasında yüksek bir kaya kütlesi üzerine inşa edilmiştir. Bu bölüm kalenin en eski bölümünü oluşturur ve kabaca bir yamuk görünümündedir. Kentin adının bu yamuk biçiminden türediği de düşünülmektedir.
TRABZON MÜZESİ ( KOSTAKİ KONAĞI )
Trabzon Müzesi olarak düzenlenen konak, 1900'lü yılların başında (1898-1913) banker Kostaki Teophylaktos tarafından konut olarak yaptırılmıştır. Saray mimarlarının İtalyan olduğu belirlenen yapıda kullanılan birçok malzemenin de İtalya'dan getirildiği biliniyor. 1917'de Kostaki Teophylaktos iflas edince tüm mal varlığına haciz geldi ve saray Nemlioğlu ailesi tarafından satın alındı.15-17 Eylül 1924 tarihlerinde Trabzon'a ilk ziyaretlerinde ulu önder Atatürk, eşi Latife Hanım ve beraberindeki heyet ile birlikte bu sarayda ağırlanmışlardır. Trabzon Valisi Ali Galip Bey zamanında, 1927-1932 yıllarında 25.000 TL bedelle kamulaştırılmış, 1927-1931 yılları arasında Hükümet Konağı, 1931-1937 yılları arasında teftiş binası olarak kullanılmıştır. 1988-2001 yılları arasında Kültür Bakanlığı tarafından restore edilen saray, 22 Nisan 2001 tarihinde Trabzon Müzesi olarak ziyarete açılmıştır. Müzenin bazı bölümleri arkeolojik buluntulardan, bazı bölümleri ise etnografik eserlerden oluşmaktadır.
ATATÜRK KÖŞKÜ
Avrupa ve Batı Rönesans mimarisinin etkilerini taşıyan ve gösterişli Avrupa sembollerinin kullanıldığı yapı, Konstantin Kabayanidis tarafından Soğuksu bölgesinde yazlık olarak inşa edilmiştir.
Binanın zemin katında oturma odası, dinlenme odası, yemek odası ve misafir odası bulunmaktadır. Birinci katta çalışma odası, geniş yatak odası, bekleme odası ve toplantı odası bulunmaktadır. İkinci katta iki küçük oda var.
Atatürk 1924 yılında Trabzon'a ilk ziyaretini yaptığında bu köşkte konaklamıştı. 1930 yılı Kasım ayında ikinci kez Trabzon'u onurlandırdığında köşkte ağırlanmış ve çok mutlu olmuştur.
11 Haziran 1937 gecesi Atatürk bu sarayda canından çok sevdiği Türk milletine tüm mal varlığını sunmaya karar verdi. Mal varlığının bir listesini hazırlayarak gereğinin yapılması için Başbakan’ a göndermiştir.
Atatürk, Trabzon köşkünde, mallarını listelerken, "Mülk bana ağırlık veriyor. Onları milletime bağışlamakla içim rahat olur. İnsanın zenginliği manevi şahsiyetinde olmalıdır. Büyük milletime daha fazlasını vermek istiyorum." dedi.
Atatürk Köşkü olarak bilinen bu yapı 1943 yılında müzeye dönüştürülerek hizmete açılmıştır.
GÜLBAHAR HATUN CAMİİ
Gülbahar Hatun Camii, Yavuz Sultan Selim'in annesi Gülbahar Hatun'un anısına Orta Hisar'ın batı kesiminde Zağnos köprüsü yakınında bir külliye içinde inşa edilmiştir.
Külliyeden, Cami ve türbe günümüze ulaşmıştır. İmaret ve medrese zamanla yıkılmıştır. Tarihi kaynaklar bu eserin 1514 yılında yapıldığını göstermektedir. Caminin kitabesi bulunmamaktadır.
Cami, erken Osmanlı mimarisinde ayrı bir zemin tipi oluşturan Zaviyeli camiler grubuna aittir. Pencerelerde, cemaatin son mahallinde, kemerlerinde ve minaresinde koyu gri ve sarımsı taşlar kullanılmıştır. Mihrap mermerden yapılmıştır. Bordürün kenarları basit tepelik bitki bezemeleridir. Minber de mermerden yapılmıştır. Caminin klasik dönem süslemeleri zarar görmüştür. Son onarımlarda bugünkü süslemeler yapılmıştır.
YENİ CUMA CAMİİ
Yeni Cuma Camii veya Hagios Eugenios Kilisesi, Trabzon'un kutsal kurtarıcısı ve koruyucusu Eugenios'a adanmıştır.
İlk kilisenin ne zaman yapıldığı bilinmiyor. Araştırmacılar ilk yapının bir bazilika olduğunu iddia ediyor. Ayrıca 1291 yılına ait bir kitabe de bulunmuştur. Yapının bugün narteksi yoktur, üç nefli ve üç apsislidir. Merkezi apsisin yanı sıra kartal ve güvercin kabartmalarına yer verilmiştir. Trabzon'un fethinden sonra camiye dönüştürülen yapıya kuzey giriş bölümü ve minaresi eklenmiştir. Taş mihrab barok bir karaktere sahiptir. Minberi ise ahşaptan yapılmıştır.
İSKENDER PAŞA CAMİİ
İskender Paşa Cami'nin Hicri 936, Miladi 1529 tarihli inşa kitabesi cephedeki giriş kapısı üzerindedir. Ayrıca burada yapının bugünkü haline kavuştuğu 1882 yılı onarımına ait kitabe de bulunmaktadır. Avlusunda yer alan medresesi yıkılmış, batı tarafındaki mezarlık kaldırılmıştır. Burada sadece İskender Paşa'nın mezarı bırakılmıştır. Camiye değişik zamanlarda ilaveler yapılmış ve onarımlarla orijinalitesi bozulmuştur. Çok iyi bir taş işçiliğine sahiptir. Minare, tuğla ve renkli taşlarla almaşık tarzda yapılmıştır. Yapının esas planı İznik'teki Yeşil Cami'ye benzemektedir. Mihrab ve mimber mermerden yapılmıştır. 19'uncu yüzyıl Barok süslemelerine sahiptir. Üzerlerinde iri yapraklı kıvrım dallı bordürler, kartuşlar bulunmaktadır. Caminin içerisinde kalem işi süslemeler de bulunmaktadır.
Kent merkezinde bulunan ve Trabzon'un en önemli yapılarından biri olan Trabzon Aya Sofia'sını bir başka yazıya bırakıyorum. Ve tabi ki oradan Maçka'da bulunan Sümela Manastırını da ziyaret edip yolculuğumuzu sürdüreceğiz.
Baha ile kalın...Hoşçakalın...