27 Ekim 2021

Baha ile Trabzon Aya Sofya'sı....

 



Kent merkezinde yaptığımız  gezinin en önemli durağı, kentin simgesi sayılacak Aya Sofya kilisesidir.  Kilise olarak yazdığım için bazı okurlarımın canı sıkılacaktır ama ilk yapılış yılındaki amacına baktığımızda yapı itibarıyla bir kilise yapısıdır ve sanat tarihi açısından da eşsiz bir örnektir. 

Aya Sofya, Hıristiyan inancına göre İsa'nın niteliklerinden biri olan "Kutsal Bilgelik" anlamına gelir. Anadolu'da Hıristiyanlık tarihi için büyük önem taşıyan Aya Sofya adlı üç kilise vardır. Bunlardan ilki, MS 325-360 yılları arasında İmparator Konstantin tarafından yapımına başlanan ve oğlu Konstantinos tarafından tamamlanan İstanbul'un Ayasofya'sıdır. Bu ilk kilisenin yerine şimdi Justinianus tarafından üçüncüsü yaptırılan  Aya Sofya duruyor.

  İmparator Justinianus tarafından yaptırılan İznik (Nicea) kilisesi, İstanbul kilisesi kadar büyük olmasa da Hristiyanlık tarihinde önemli bir yere sahiptir. Birinci İznik Konsili, MS 325 yılında İmparator I. Konstantin tarafından Roma İmparatorluğu'nda resmî din olacak Hristiyanlığın içerisinde tartışılan bazı konuları netleştirmek amacı ile toplanmıştır. 

İstanbul ve İznik kiliselerini bir başka yazıya bırakıyor ve Trabzon Aya Sofya kilisesine dönüyoruz.

1204 yılında Gürcü Kraliçesi Tamara'nın yardımıyla Trabzon devleti kuruldu. Bu hanedan kısa tarihi boyunca hayatta kalabilmek için çeşitli devletlerle ittifaklar kurmuş ve evliliklerle ilişkilerini sağlamlaştırmaya çalışmıştır. İlk yıllarda İznik'teki Bizans devleti ile güçlü görünmek için savaşmaya başladılar. Selçuklular ve Moğollarla ittifak kurmalarına rağmen yine de bu devletlere vergi ödemek zorunda kaldılar. Moğolların ağır vergileri nedeniyle Manuel, Fransızlarla yakın bir işbirliği için kızını Fransa kralıyla evlendirmek istedi. Daha sonra, bir evlilik yoluyla Bizans'ın Paleilogos hanedanı ile tekrar yakın işbirliği yaptı. Bütün bu çeşitli ve karışık siyasi ilişkiler, Trabzon'un sanat ve mimarisine damgasını vurmuştur.

Trabzon'un Aya Sofya kilisesi, merkezin 4 km batısında, bir zamanlar pagan tapınağının bulunduğu bir terasta yer almaktadır. Bu önceden var olan tapınağın günümüze kalmış hiçbir kalıntısı yoktur.

1238-1263 yılları arasında inşa edilen kilise, muhteşem duvar resimleri ve mozaik zeminleriyle Konstantinopolis üslubunu takip etse de, Doğu Anadolu ve Selçuklu mimarisinin tipik özelliklerini sergilemektedir. Kuzey ve güney duvarlarında mezar yapıları bulunmaktadır. Kilisenin yanında, 1427'de çok daha sonra tamamlanan ve içinde freskler olan bir çan kulesi vardır.




Kilise üç nefli olup, yan nefler yuvarlak bir apsis ile son bulmaktadır. Üç yönde kemerli üç girişi bulunan Aya Sofya, onu geleneksel Bizans mimarisinden ayırır. Geç Bizans sanatının güzel bir örneği olan kilise, yüksek bir merkezi kubbeye sahiptir. John Freely'ye göre, güneydeki apsis, kutsal nesnelerin tutulduğu bir odanın bulunduğu diakonikonun bir parçası, kuzeydeki apsis ise komünyon ritüelinin hazırlandığı odanın bir parçasıdır. Ayrıca John Freely, diakonikon odasının yanındaki taşsız zeminin 1263 yılında vefat eden I. Manuel Kommenos'un mezar yapısı olduğunu belirtir. Kilisenin batısında, üzerinde şapel bulunan bir narteks, önünde ise dış narteks yer almaktadır. Narteks beşik tonozla örtülmüştür. Narteksin sütun ve başlıkları bazı saraylarda kullanılan mimari malzemelerdir. Zarif bir güzelliğe ve güçlü bir dekoratif etkiye sahip olan bu başlıkların bir örneği İstanbul'da Topkapı Sarayı'nda bulunmuştur. 6.yüzyılda Bizans sanatının özelliklerini taşıyan başlıklar muhtemelen başkentte yapılmış ve taşrada kullanılmıştır.





Aya Sofya bir Bizans yapısı olmasına rağmen, Komnenos hükümdarlarının karmaşık siyasi ilişkisi nedeniyle dekorasyonu ve mimarisiyle eklektiktir.

Güney cephesindeki taş süslemeler, Rusya'nın Vladimir bölgesindeki Aziz Dimitri kilisesinin işlemelerine çok benzer.

Gürcü etkisi belirgin olsa da güney cephedeki süslemelerin hepsi aynı özellikleri göstermez. Bu taşlardan bazıları Selçuklu karakterine sahiptir. Batı cephesindeki dış narteksin girişinde Selçuklu tarzı dokuz taş süsleme bulunmaktadır.

Yapının en görkemli cephesi güneydekidir. Burada Adem ve Havva'nın yaratılışı anlatılmaktadır.






Güney cephe frizinin figürlerinin her biri ayrı bir taş üzerindedir ve Yaratılış hikayesini anlatır. Kilit taşında doğuya bakan tek başlı kartal motifi ile 257 yıl hüküm süren Komneno hanedanının amblemi yer almaktadır.

Ana apsisin doğu tarafında da benzer bir kartal tasviri bulunmaktadır. Kilit taşının hemen altında iç içe geçmiş iki güvercin görülmektedir. Bu güvercinlerin her iki yanında ay-yıldızlı panolar bulunur. Frizde ayrıca centaur ve griffin gibi kıyamet hayvanları, İncil figürleri, arabeskler, sarmal süslemeler ve içinde çiçek motifli madalyonlar bulunur.

Aynı kemerin üzerinde Hristiyanlıkta bereket sembolü olarak kabul edilen yaprak ve üzüm salkımları yer almakta olup, tüm figürler simetrik olarak düzenlenmiştir.T ürk bayrağına benzeyen hilal şeklindeki ay ve güneş şeklindeki yıldız kabartması bir Helen, Roma, Selçuklu veya Gürcü sembolü olmayıp, binlerce yıldır Karadeniz yöresinde görülen Mithras kültünden miras kalan dini bir motiftir.




Ayasofya'nın yapımından yüzyıllar önce, aynı sembol İmparator Pontus Mithridates'in sikkelerinde de görülmektedir.

 Merkezi kubbenin hemen altındaki alan, dokuz farklı mermer ile opus sectile tarzında döşenmiştir. Kubbe ve çevresi, havarilerin sayısı dikkate alınarak inşa edilmiş ve pencere aralarındaki boşluklara on iki havari tasvirleri işlenmiştir.

Ayasofya'nın süslemelerinin önemli bir kısmı İncil'deki konularla yapılmış fresklerdir. Kubbede 12 havari betimlemelerinin yanı sıra birkaç dini kompozisyon  daha bulunmaktadır. İsa'nın doğumu, vaftiz, çarmıha gerilmesi ve Kıyamet Günü gibi sahneler anlatılmaktadır.

Fatih Sultan Mehmet'in Trabzon'un fethinden sonra 1584 yılına kadar kilise olarak kullanılmış  ve bu yıldan sonra camiye çevrilmiştir. Camiye çevrilmesine rağmen bakımsızlıktan  yıkılan yapı 1864 yılında Bursa'lı Ríza beyin  yardımıyla onarılmıştır.

Rus işgali sırasında depo, hastane olarak kullanılan kilise Rus işgalinden sonra cami olarak ibadete açılmıştır. 1958-1962 yılları arasında Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Edinburgh Üniversitesi işbirliğiyle restore edilen yapı, fresklerin temizlenmesinden sonra 1964 yılında müze haline getirilmiştir.

Ne yazık ki, bu muhteşem sanat eseri yapının freskleri kumaşlarla kaplanmış, zemindeki opus sectilenin tamamı  kapanarak ve 28 Haziran 2013 tarihinde tekrar camiye dönüştürülmüştür.




Yazımın başında da belirttiğim gibi sanat tarihi açısında çok önemli bir eseri Trabzon kentinde bırakarak Maçka'da bulunan Sümela Manastırına doğru yolculuğumuza başlıyoruz...

Beni izlemeye devam edin...

Baha ile kalın Hoşça Kalın...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Nika Ayaklanması: Meşruiyet Krizinin Tarihsel Bir Örneği

  Yıl 532... İstanbul'dayız yani namı diğer Konstantinopolis... Tahtta I. Justinianus var: güçlü, reformcu, hırslı bir imparator. Karısı...