Doğubayazıt' dan Van gölüne doğru hareket ediyoruz. Yavaş yavaş 3584 m yüksekliğindeki Tendürek dağına tırmanırken arkamızda devasa boyutları ile Ağrı dağlarını bırakıyoruz. Dağlar diyorum çünkü yan yana iki dağdan bahsediyorum. Türkçede Büyük ve Küçük Ağrı olarak isimlendirilen, Kürtlerin Çiyaye Agiri dediği, Farsi olarak ise Küh-e Nüh olarak adlandırılmış olan bu dağlar Ermeni toplumu tarafından kutsal sayılmış ve yine bu toplum tarafından Masis olarak adlandırılmıştır. Masis 'in anlamı ise ikizdir ve bunu sebebi sanıyorum yan yana duran iki adet dağdan gelmektedir. Masis isminin nereden geldiğini incelersek o da bizi Gılgameş destanına götürür. Gılgameş destanında aynı Nuh Tufanın da olan olay benzeri bir hikaye anlatılmaktadır ve dağın ismi Masu olarak geçmektedir. Yani ikiz. Klasik Antik Çağ'da, özellikle Strabon'un Geographica eserinde Ağrı Dağı'nın zirveleri Eski Yunanca'da Abos ve Nibaros olarak geçmektedir. Günümüzde ise, nerdeyse tüm dünyada Ararat olarak bilinen Ağrı Dağını, o bölgede yaşayan hiçbir toplum bu isimle adlandırmamıştır. O halde, bu Ararat ismi nereden kaynaklanıyor ve ne anlama geliyor.!!?
Urartular, başlangıçta Tevrat’ta geçen Ararat kavramı ile ilişkilendirilmiştir. Tevrat’ta bu terim İbranice yazımla “rrt” olarak geçer ve bu sözcük Ortaçağ’da yanlışlıkla Ararat olarak okunmuştur. Bu kavramın Mezopotamya’nın kuzeyindeki dağlık bölge için kullanıldığı anlaşılmaktadır.,
Kutsal kitapta “Nuh’un Gemisi’nin karaya oturduğu dağ”, “Assur kralı Sennaherib’in katillerinin kaçtığı bölge” ve “Babil’i cezalandırmak için Yeremya’nın yardım çağrısında bulunduğu topluluklar” biçiminde referanslar bulunur. 19. yüzyılda çivi yazısının çözülmesi ile Ararat’ın gizemi de aralanmaya başlamıştır. Sesli harflerin yanlış kullanımıyla Ararat olarak okunan Tevrat’ta ki “rrt” teriminin, Urartu olarak okunması gerektiği ortaya çıkar. Böylelikle Tevrat’ta bu dağlık bölge için kullandığı ismin, Asur’un kuzeyindeki ezeli düşmanı Urartu’yu ifade ettiği anlaşılmış oldu. Asur belgelerinde kullanılan Urartu tanımına karşın Urartular kendilerini aynı isimle tanımlamıyorlardı. I. Sarduri’nin oğlu İşpuini’den itibaren Urartu kralları, yazıtlarında kendilerini Bianili Ülkeleri’nin kralı olarak adlandırırlar. Urartu-Bianili eşitliğini çift dilli Urartu yazıtlarından öğreniyoruz. I. Sarduri, Van Kalesi Madır Burcu yazıtında, kendini Nairi Ülkeleri’nin kralı olarak tanıtmıştır. Ondan sonra İşpuini ve oğlu Minua tarafından Kelişin Geçidi’ne konulan çift dilli yazıtın Assurca bölümünde Nairi ismi kullanılırken, Urartuca karşılığı Bianili olarak kullanılmıştır.
Sanıyorum biraz kafamız karıştı kim kimi nasıl adlandırmış kısaca şöyle ifade edeyim.
Orta çağda Eski Ahiti tercüme edenler rrt sözcüğünü Ararat olarak çevirmişler ve ayrıca Asurlular ise Anadolu'nun kuzeydoğusu dağlık bir bölge olduğu için de Nairi veya Bianili ülkesini Urartu olarak adlandırmışlardır. Urartu ismi de Ararat olarak telaffuz edilmiş ve bu muhteşem dağın ismi Ararat olarak tanınmıştır.
Ağrı Dağı'na dönecek olursak, bu dağ iki zirveden oluşur. Bunlar 5.137 metrelik Atatürk Zirvesi (Büyük Ağrı) ile 3.898 metrelik İnönü Zirvesi'dir (Küçük Ağrı). 4000 metreye kadar bazalt daha sonra sonraki yükseklikte andezit lavlarından oluşarak volkanik bir dağ özellikleri gösterir.
Ağrı Dağı, Yahudilik ve Hristiyanlık inançlarına göre Büyük Tufan'dan sonra Nuh'un gemisine ev sahipliği yapması dolayısıyla efsanevi özelliği olan bir dağdır. Tanah ve Eski Ahit'teki Yaratılış kitabında anlatıldığı üzere Nuh'un gemisinin karaya oturduğu dağ bu dağdır. Hıristiyan inancına göre, Ağrı Dağı, ünlü “Nuh gemisi” hikayesi için kutsal bir yerdir. Eski Ahit veya Tevrat’ta: “Yedinci ayda, ayın on yedinci gününde, gemi Ararat dağları üzerine oturdu.” yazar. 1950'li yıllarda, havadan çekilen fotoğraflardaki gemiye benzeyen şekiller Nuh'un gemisinin bulunduğu yönünde yorumlandı, ancak daha sonra bu iddiaların asılsız olduğu ortaya çıktı.
Kur'an'da ise bir farklılık vardır ve Nuh'un gemisinin "Cudi'ye oturduğu" belirtilmektedir.
Cudi dağı, Ağrı dağının güneyinde ve Şırnak ili yakınlarında,2114 m. yüksekliğinde bir dağdır. Ağrı dağından yaklaşık 500 km uzaklıkta bulunur. Mezopotamya' nın uçsuz bucaksız düz topraklarından sonra bu bölgeye girildiği zaman karşımıza çıkan ilk ve en yüksek dağdır. Doğal olarak Cudi dağı da en az Ağrı dağı kadar önemli ve kutsal bir dağ olarak kabul görmüştür.
Hristiyanlık hikayelerinde de yer alan Cudi dağına, Nizipli Aziz Giacomo çıkmaya çalışır. Bir süre tırmandıktan sonra uykuya dalar ve rüyasında tanrının, kutsal olan bu dağa çıkmamasını buyurduğunu görür. Uyandığında ise yanında iri bir tahta parçası vardır. Bu tahta parçası Nuh'un gemisinden kalma bir parçadır ve tanrının ona hediyesidir ve Cudi dağına çıkılmaması gerektiğinin de bir işaretidir. Bu dinsel hikaye tüm Suriye ve Ermeni kiliseleri tarafından kabul görmüştür.
Ağrı Dağı için Marco Polo, yazılarında “hiçbir zaman çıkılamayacak bir dağ” diye bahsetmişse de kayıtlara göre dağa ilk tırmanış 9 Ekim 1829'da Prof. Friedrich Parrot tarafından gerçekleştirilmiştir. Ağrı Dağı’ndaki ilk bilimsel çalışmalar ise Imhof (1956), Blumental (1958), Birman (1968) ve Arkel (1973) tarafından yürütülmüştür. İlk kış solo tırmanışı ise 21 Şubat 1970'te eski Türkiye Dağcılık Federasyonu başkanı Dr. Bozkurt Ergör tarafından gerçekleştirilmiştir.
Yıllardır dünyanın hemen her ülkesinden gelen dağcıların tırmanışları büyük bir heyecan ile sürmektedir. Bir gün belki dağcılardan bir tanesi bu efsaneyi gerçeğe dönüştürür.
İster Ararat deyin ister Ağrı dağı ya da Masis isimlerin bir önemi yok önemli olan bu dağa verilen önem ve kutsallık. Bütün tek tanrılı dinler aynı zirvede buluşurlarsa umarım yüzyıllardır süren din veya farklı inanış savaşları bir gün sona erer. Bir gün bu dağın zirvesinde buluşmak ve dünya barışını getirmek dileği ile hoşça kalın. Baha ile kalın...



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder