20 Ekim 2021

Baha ile İshak Paşa Sarayı...

 



Olağanüstü güzellikteki Kars ve Ani'deki gezimizden sonra Digor yolunu izleyerek Ermenistan ve İran sınır yolundan sonra Iğdır'a ulaşıyoruz. Kentin girişinde leylekler bizleri karşılıyor ama bu sefer heykel olarak. Şehirden ayrılıp rampayı çıkmaya başladığımızda ise Ağrı Dağı yavaş yavaş bütün haşmetiyle ben buradayım diyor.




Erzurum'da yaptığımız yol gibi düz ve uzun bir yoldayız. Doğubayazıt uzaktan görünüyor ama yol bir türlü bitmiyor.

Doğubayazıt , yolculuğumuzun başlangıç noktası olan Trabzon yolu üzerinde bir Gümrük Merkezi olduğu için sürekli bir gelişme göstermiştir. 

Günümüzdeki Doğubayazıt’ ın ilk kurulduğu yer, Yukarı Beyazıt’ta ki eski kaledir. Bayazıt kalesi her devirden izler taşır. Urartular, Van’dan Alagöz dağlarına, Gökçe göle kadar uzandığı için Bayazıt, uzun süre onların egemenliğinde kaldı. 625 yılında Aras kıyılarından gelen Hazar Türkleri tarafından zapt edildi. M.Ö 250 yıllarında bölge Pers Krallığı ile Romalılar arasında birkaç defa el değiştirdi.




  Alparslan’ın ilk batı seferi sırasında (1064) Kars bölgesi ve Ağrı çevresiyle birlikte, Beyazıt’ta Doğu Romalılardan alınarak Selçuklulara bağlı Anışedatları Beyliğine (1064 -1200) verildi. 1207 – 1225 arasında Ahlat, Sökmenlerin eline geçti. 1231 yılında Doğu Anadolu ile birlikte, Timur istilasına uğradı. Birçok beylik tarafından sürekli el değiştiren Doğubayazıt Osmanlı döneminde biraz huzur görse de Osmanlı'nın yıkılış dönemi ile önce İran daha sonra ise Rusların yönetimine girmiştir.

1877 -78 yıllarından Rusların bu topraklardan çekilmeye başlaması ile Van'dan gelen Ermeniler buraya yerleşmiş fakat çok geçmeden Cumhuriyet'in ilanı ile onlar da burayı terk etmek zorunda kalmışlardır. Doğubayazıt'da gezilecek en önemli yer hiç şüphesiz ki İshak Paşa Sarayıdır. 




Topkapı Sarayı , Osmanlı İmparatorluğu'nun batıya açılan kapısıdır, İshak Paşa Sarayı da en az Topkapı Sarayı kadar önemlidir ve  İmparatorluğun doğuya açılan kapısıdır.

Osmanlı saray mimarisine sahip İshak Paşa Sarayı, Osmanlı sanatında Topkapı Sarayı'ndan sonra inşa edilen en büyük ikinci saray olarak adlandırılıyor.

İshak Paşa Sarayı, şehir merkezine yaklaşık 8 km uzaklıkta, Doğubayazıt ovasına hakim bir konumda bulunuyor.

İshak Paşa'nın babası Abdi Paşa tarafından 1685 yılında yapımına başlanan saray, 1784 yılında oğlu İshak Paşa tarafından tamamlanmıştır.  Ancak sarayın tarihi ve kim tarafından yapıldığı henüz netlik kazanmamıştır. Diğer bir kaynağa göre sarayın ilk kurucusu Pinyanşili Kara Behlül Bey'dir.




İshak Paşa sarayı, Türk saray planı geleneğine göre birbirini takip eden iki avlu etrafında toplanmış yapı gruplarından oluşan bir plana sahiptir.

Bu yapı gruplarından cami, minare ve türbe günümüze ulaşan en sağlam yapılardır.

Sarayın yakınında eski Doğubayazıt kentinin kalıntıları, saray mezarlığı ve Selçuklu dönemine ait ikinci bir mezarlık bulunmaktadır. Doğubayazıt Kalesi, sarayın kuzeyinde Karaburun tepelerinin üzerinde yükselir. Saraya hakim olan Urartu döneminden kalma Doğubayazıt Kalesi'nin güneybatı ucunda Urartu kaya mezarı ve II. Selim dönemine ait merkezi kubbeli ve tek minareli cami bulunmaktadır.

İshak Paşa Sarayı ile Doğubayazıt Kalesi arasında akan bir dere vardır. Sarayın çevresinden geçen yol, Eski Doğubayazıt'ın güneyinden geçerek Yeni Doğubayazıt'a bağlanır.





Sarayın üzerine inşa edildiği kaya kütlesi kuzey, batı ve güney yönlerden 15 metrelik istinat duvarı ile dikdörtgen bir alan oluşturuyor. Girişteki platformun kuzeydoğu ve güneybatı kesimlerinde bodrum katları bulunmaktadır. Yapı bugünkü haliyle tek katlı olup, üst katları bakımsızlıktan zamanla yıkılmıştır. Mevcut yapı izlerinden ve eski belgelerden harem odalarının yer aldığı bölümlerin iki veya üç katlı olduğu anlaşılmaktadır. Birinci avlunun kuzey bölümleri ile ikinci avlunun güney bölümlerinin dört katlı olduğu söylenebilir.




Yapının bulunduğu alanda kuzey, batı ve güney cepheleri vadi üzerinde açık konumda, ana giriş kapısı ise doğu istikametinde inşa edilmiştir. Savunma açısından yapının en zayıf noktası olan doğu cephesinde giriş kapısı dışında herhangi bir pencere veya açıklık bırakılmamıştır. Sarayın inşası için seçilen bu yer, her şeyden önce savunma ve şehre hakim olmak için seçilmiştir.

Sarayın dış cephesinin sadeliğine rağmen, iç yapının zengin çiçek süsleme çeşitliliği bu sade ama devasa boyutlardaki  yapıyla çelişmektedir.

İshak Paşa Sarayı doğu-batı yönünde uzanan alan üzerinde üç bölümden oluşan bir külliyedir.




Saray, Türk geleneklerine ve dönemin idari kurallarına göre tasarlanmıştır. Yüksek ve kalın duvarlardan oluşan muhteşem bir portalden birinci avluya girilir. Birinci avluda muhafız odaları, bodrum katında yiyecek depoları ve hapishane bölümleri bulunmaktadır.

Hapishaneyi ziyaret etmek için avlunun sağ tarafından inen dik bir merdiven kullanmak gerekiyor. Yüksek taşlı merdiven yapısı ve karanlık olması inerken ve çıkarken biraz zorluk yaratıyor ama neyse ki hapishaneyi sadece ziyaret ediyoruz!! Bitişik odalardan oluşan cezaevinin hücreleri oldukça yüksek duvarlardan oluşuyor. Bu duvarların tavana yakın kısmında havalandırma ve aydınlatma amaçlı pencereler bulunmaktadır. Pencereler kervansaraylarda yapılanlara benzer. Hapishane hücreleri sanılanın aksine oldukça geniş odalardan oluşmaktadır.




Yapının ikinci bölümüne taş işçiliğinin olağanüstü özelliklerini gösteren yüksek bir kapıdan girilmektedir. İkinci avluda ise kütüphane, medrese, cami, müezzin odaları ve sofa odasının oluşturduğu selamlık bölümleri yer almaktadır.

İkinci grup yapılarda cami ve medrese orijinal hallerinde kalırken, diğer mekanların çatıları bazı onarımlardan geçmiştir.

Binanın son bölümü olan özel yaşam alanı, harem, dini kutlamalar salonu, mutfak, kiler, banyo ve birçok odadan oluşmaktadır. Haremin batı cephesindeki pencereler dikdörtgen nişlere yerleştirilirken, bu nişlerin kenarları silmelerle çevrilidir.




Cephe tasarımı, pencereler arasında dikey olarak asılı duran halat ve zincir motifleriyle iç içe rölyefli motiflerle zenginleştirilmiştir. Saray doğu-batı yönünde eğimli bir arazi üzerinde yer aldığından cephenin batı ucundaki duvarların yüksekliği 18.00 metredir. Pencerelerden aşağı baktığınızda kendinizi kartal yuvasında gibi hissediyorsunuz.

İshak Paşa sarayının zemin katındaki önemli bölümleri sağlam kalmış, üst katları ise tamamen yıkılmıştır. Birinci Dünya Savaşı sırasında Doğubayazıt'ın şimdiki yeri olan Sarıova' ya taşınması nedeni ile  saray uzun süre korumasız  ve bakımsız kalmıştır.





Osmanlı tarihçilerine göre İshak Paşa bir misafir yüzünden değerini kaybeder.

III. Selim zamanında İran tarafından gönderilen elçi. İstanbul'a giderken bu saraya yerleştirildi. Bu sarayda gördüklerini Topkapı Sarayı ile kıyaslayan elçi, bunun padişahın görkemini düşürecek bir yapı olduğunu söyledi. İshak Paşa, padişahta yarattığı kıskançlık yüzünden gözden düşmüştür.

Osmanlı belgelerinde istenmeyen ve beceriksiz sıfatlarının bulunması bu olaydan dolayı meydana gelmiş olmalıdır. Gerçekten de sarayın güzelliği ve ihtişamı, Osmanlı İmparatorluğu'nun zenginliğini yansıtır ve paşanın zevkli kişiliğini gösterir.

Aslında bu yapının mimarının kim olduğu bilinmiyor. Harem girişindeki bir kitabede İshak Paşa'nın adı geçtiği için mimarının o olduğu sanılmaktadır.

Binanın göze çarpan özelliklerinden biri binadaki ısıtma yöntemidir.




Bunun anlamı; Fırınlarda ısıtılan sıcak su, toprak borular vasıtasıyla bina içinde dolaştırılarak bir çeşit ısıtma sistemi oluşturulmuş ve iç mekanlar ısıtılmıştır. Özellikle bölgenin iklim koşulları göz önüne alındığında, o dönemde ısıtma sisteminin ne kadar gelişmiş olduğu bugün hala hayranlık uyandırmaktadır.

Başta ana kapı olmak üzere sarayın birçok yerinde ve mezarlıkta sıkça işlenen ve uzun bir ömrü temsil eden servi motifi gibi kabartma tekniği ile yapılmış çeşitli figürler, geleneksel Türk - İslam sanatını yansıtmaktadır.

Kime ait olduğu bilinmemekle birlikte İshak Paşa'nın bulunduğu sanılan sekizgen türbe, işlemeli cephesiyle dikkat çekiyor.




Ayrıca avluda, bir çeşmeden süt, diğerinden su geldiği söylenen, halk arasında "süt çeşmesi" olarak bilinen bir çeşme vardır.

En ilginç detaylardan biri de çeşme üzerinde, su ile gül arasındaki aşkı simgeleyen gözyaşı damlası motifinde kavisli dal ve yapraklarla işlenen gül motifidir.

Kültür Bakanlığı tarafından 1966 yılında genel temizlik ve kazı yapılarak doğu ve güney cephelerinde onarım çalışmaları yapılmıştır.

Harika bir sarayı ziyaret ettik ama bu bölgeden ayrılmadan önce sarayın hemen önündeki tepeye tırmanmalıyız. Neden mi? Yukarıda harika bir manzara var, tüm İshak Paşa Sarayı görülüyor.




Bu yolculukta bana eşlik eden herkese teşekkür ediyorum ama Doğubayazıt'tayken İran sınırına doğru ilerliyoruz ve 5137 metre yüksekliğindeki Ağrı Dağı'nı görüyoruz.

Bana inanmıyorsanız, ölçmeniz için size biraz zaman vereceğim!!




Süre doldu gidiyoruz ...!!!

Hoşça kalın Baha ile kalın...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Nika Ayaklanması: Meşruiyet Krizinin Tarihsel Bir Örneği

  Yıl 532... İstanbul'dayız yani namı diğer Konstantinopolis... Tahtta I. Justinianus var: güçlü, reformcu, hırslı bir imparator. Karısı...