Yazıma başlamadan önce bir sorum olacak; Dünyadan Aya uzaklık kaç km. bilen var mı???
Harran tarihi ile bu sorunun ne ilgisi olabilir diyenlere, bu makaleyi dikkatlice okumalarını tavsiye ediyorum...
Dünyanın en kadim topraklarında yolculuğumuza devam ediyoruz. Harran Ovasında, sanki zamanda yolculuk yapar gibiyiz ve dokunduğumuz her yer bizleri bambaşka kültürlere, inançlara, toplumlara ve onların yaptıkları olağanüstü eserlere götürüyor... Atatürk barajının kanalları ve pamuk tarlaları da yolculuğumuza ayrı bir güzellik katıyor. Sonunda Harran'a varıyoruz ve bu kutsal toprakların mistisizmi bizleri hemen sarıyor.
Tevrat'ta Hârân olarak geçen yerin burası olduğu söylenilir. İslam tarihçileri kentin kuruluşunu Nuh Peygamberin torunlarından Canaan'a veya İbrahim Peygamberin kardeşi Aran'a (Haran) bağlarlar.
Harran tarihiyle ilgili en doğru bilgiler arkeolojik kazılardan elde edilen buluntulara dayanmaktadır. Harran adına ilk defa, Kültepe ve Mari'de bulunan M.Ö. II. binin başlarına ait çivi yazılı tabletlerde "Harra-na" veya "Ha-ra-na" şeklinde rastlanılmaktadır. Kuzey Suriye'de bulunan Ebla tabletlerinde de Harran'dan "Ha-ra-na" olarak bahsedilmektedir.
Harran, Kuzey Mezopotamya'dan gelerek batı ve kuzeybatıya bağlanan önemli ticaret yollarının kesiştiği bir noktada bulunmaktadır.
Bu özelliğinden dolayı Harran, Anadolu ile sıkı ticaret ilişkileri bulunan Asurlu tüccarların da önemli uğrak yerlerinden biri idi. Anadolu'dan Mezopotamya'ya Mezopotamya'dan da Anadolu'ya olan ticaret binlerce yıl Harran üzerinden yapılmıştır. Bu da, burada zengin ve köklü bir kültür birikiminin oluşmasına neden olmuştur.
Harran; Ay, Güneş ve gezegenlerin kutsal sayıldığı eski Mezopotamya putperestliğinin önemli merkezi olması yönüyle de ünlü idi. Bu nedenledir ki Harran'da Astronomi ilmi çok ilerlemiştir. Urfa'nın Hıristiyanlığın en önemli merkezlerinden biri haline gelmesine karşılık, Asur, Babil ve Hitit devirlerinden beri Harran'da süre gelen Sabiizm varlığını M.S. 11. yüzyıla kadar sürdürebilmiştir.
1270’li yıllarda Moğollar tarafından Harran’ın yakılıp yıkıldığını anlatan Prof. Dr. Mehmet Önal, buradaki kalıntıları gün yüzüne çıkartmak için 100 kişilik bir ekiple kazıların devam ettiğini ifade ederek şunları söylemektedir:
“ Burası dünyanın ilk üniversitesi ve bilim merkezi konumundadır.
“Harran’ın tarihsel öneminin bilinciyle arkeolojik kazılarımızı sürdürüyoruz. Emeviler Dönemi’nde Harran Ulu Cami yapıldı. Harran Ulu Cami’nin yanı başında şadırvanlı avluyu bulduk. Kazılarımızda ortaya çıkardığımız her eser, Orta Çağ dönemine ait Anadolu’da ilk olma özelliğindedir. Caminin şadırvanlı bir avlusu ve Anadolu'da bir ilk olan 32 adet tuvaleti vardır. Bu tuvaletlerin aralarına ince perdeler çekildiğini görüyoruz.
O dönem, tuvalette bulunan kişiler, birbirini görmüyordu yani kişilerin mahremiyeti korunuyordu. Yunan ve Roma da insanlar ‘Latrinalar’ ı kullanılırken, yan yana oturarak, birbirlerini görerek tuvalet ihtiyacını gideriyordu. Yine o dönemlerde sabun koymak için bu tuvaletlerin yanına küçük sabunluklar yapmışlardır.
Evet biz hep deriz ya temizlik imandan gelir diye...!!
Yaklaşık 1.5 km ye 4.5 km uzunluğunda olan kentin duvarlarının bir kısmı günümüzde de halen görülebilmektedir.
Surlardan içeri girdiğimizde ise bizleri çok farklı bir manzara karşılar. Yerel halkın "Karınca Evleri" olarak adlandırdığı konik biçimde inşa edilmiş evler gerçekten büyüleyicidir. Dışarıdan bakıldığında pek anlaşılmaz ama içeriye girildiğinde bu konik yapıların birbirlerine bağlı olduğu, odadan odaya geçildiği görülür. İlginç olan, Harran'dan binlerce km uzakta olan İtalya'nın Alberobello şehrinde de bu evlere benzer evlerin bulunmasıdır.
Bu evleri ziyaret ettikten sonra yöreye ait bir kahve olan Mırra'nın da tadına bakmak gerekir.
Türkiye'de pek deve bulunmaz ama özellikle ülkemizin batısını ziyaret edenler İtalyan misafirlerimiz biz rehberler ısrarla develer nerede diye sormaya devam ederler. Harran'ı ziyaret eden yerli yabancı turistler deve görmenin mutluluğunu da yaşarlar!!!
Evlerden sonra Harran Höyüğüne geçiyoruz..
Şehrin ortasında yer alan 22 m. yüksekliğindeki höyük oldukça geniş bir alana yayılmıştır. Arkeolog Dr. Nurettin Yardımcı başkanlığında 2003 yılında bu yana höyükte yapılan kazı çalışmalarında çeşitli devirlere ait eserler ortaya çıkarılmıştır. Höyükteki kazılarda,M.Ö.7.bine Halaf devrine tarihlenen buluntuları, Eski Tunç devrine ait figürin ve figürin başları,M.Ö.1950 Eski Asur dönemine tarihlenen silindir mühürler, M.Ö.6. yüzyıla tarihlenen Kral Nabuna'id ve Sin mabedinden bahseden çivi yazılı pişmiş toprak tablet ve adak kitabeleri bulunmuştur. Höyük ve çevresi tarih öncesi çağlardan beri Halaf, Ubeyd, Uruk, Tunç Çağları, Hitit, Hurri, Mitanni, Asur, Babil, Helenistik, Roma, ve ayrıca Emeviler, Abbasiler, Fatimiler, Zengiler, Eyyubiler ve Selçuklular gibi önemli uygarlıkları barındırmıştır. İslam Devrine ait şehir kalıntılarında ortaya çıkan mimari yapılar, dar sokaklara açılan bitişik nizamlı ve avluya açılan odaları bulunan dikdörtgen ve kare planlı evlerden oluşmaktadır. Mimari kalıntılar arasında insan gücüyle döndürülen değirmenler, zamanın öğütme sanayisi hakkında bilgi vermektedir.
Ayrıca; çok sayıda, eski ve orta tunç dönemlerine ait pişmiş toprak figürleri, taş ağırlıklar, öğütme taşları ve bronz eserler bulunmuştur.
Harran höyüğünden de görülen Firdevs camii kalıntılarına doğru aşağı iniyoruz..Emevi hükümdarı II.Mervan tarafından 744-750 yılları arasında yaptırılmıştır. Bazı kaynaklarda, Cami-el Firdevs yani Cennet Camii veya Cuma Camii olarak da geçmektedir. II.Mervan tarafından yapılan camii daha sonra çeşitli dönemlerde onarımlar görmüştür. Ulu Camii 104x107 metrekare ebadında bir alanı kaplar, minarenin zaman içinde yok olan ahşap merdivenleri, aslına uygun bir şekilde 105 basamaklı olarak yeniden yapılmıştır.
Caminin Sabilerin taptığı "Ay Tanrısı Sin" e adanmış bir tapınak olduğu da sanılmaktadır. Babil dönemine ait olan ünlü Sin tapınağı Harran'da inşa edilmiş en eski anıtsal eserdir. Müslümanlar Harran'ı alınca, tapınağın yerine bir cami yapmışlar ve Sabiler'e kendi tapınaklarını yeniden yapmaları için başka bir yer göstermişlerdir. 1174 yılında Halep hükümdarı Nureddin Mahmut Zengi tarafından, önemli ölçüde yenilenen ve genişletilen caminin bugün görülen taş işçiliği ve süslemeleri o dönem aittir.
Son yıllarda yapılan kazı çalışmaları sürecinde Firdevs Camii ve çevresi temizlenmiş ve İslami devirlere ait sikkeler, çok kaliteli sırlı ve boyalı seramikler de bulunmuştur. Hemen her evdeki su kuyuları, kanalizasyon sistemleri, basamaklı ve kapak taşlı tuvaletler, banyo odaları, değirmenleri, zahire depoları ile düzenli ve ihtişamlı bir şehir ve mimari ile karşılaşılmıştır.
Şanlı Urfa tarihinde önemli bir yer tutan ve Soğmatar ve Harran'da tapınakları bulunan Sin Tapınağı nihayet karşımızda!!!
Hani nerede diye soranları duyar gibiyim. Evet şu anda duvarlarına baktığımız yapı aslında bir Selçuklu Kervansarayı.. Sin Tapınağı'da bu kervansarayın altında. Geçmiş yıllarda bu yapının içine girebiliyor ve bu tapınağın bazı kalıntılarını da görebiliyorduk ama son yıllarda kazı çalışmaları nedeni ile maalesef girilemiyor.
Güneş, Ay ve gezegenlerin mukaddes sayıldığı eski Mezopotamya’da putperestliğin (Sâbiîzm) en önemli merkezi olan Harran’da bilhassa astronomi oldukça ilerlemiştir.
Harranlılar, ruhun göçmesi inancına inanıyorlar ya da ruhun bedenden ayrıldıktan sonra yıldızlar dünyasında kaldığına inanıyorlardı. Onlara göre iki dünya vardır: a)Gökler dünyası ve b)Ay küresinin altındaki dünya. Yer küresi, gök, güneş ve yıldızlar yaratılmamış olup, ezelidirler. Harranlılar peygamberlere de inanmıyorlardı. Onların peygamberleri, filozoflar ve bilginlerdi. Görüldüğü gibi doğu ve batı kültür ve inançlarının karışımı bir din olan Harranlılar´ın dini eklektik bir yapıya sahiptir.
Hristiyanlığın dünyada hızla yayılmaya başladığı dönemde şehir, eski dinlerin ve putperest Helenizm kültürünün son sığınağı olmuştur.
Bu nedenle Harran'a "Helenopolis" adını verdiler. Harran, yeni dini kabul etmek istemeyen Yunanlılar´ın ve diğer karşıtların merkezi haline geldi. Bu din bağlıları, İslam güçleri bölgeyi ele geçirdikten sonra, Halife Me'mun zamanında öldürülmekten kurtulmak için kendilerine "Sabiîler" adını verdiler."
İlkçağ Helenizm’inin İskenderiye’deki bilim ve felsefe mektebi dağılınca, burada ders veren filozofların bir kısmı Harran’a gelmiş; Hazreti İbrahim’in de bir dönem yaşadığı bu şehirde kitaplarını ve öğretilerini rahatça muhafaza etmişlerdir. Harran’da felsefe ilminin ulaştığı seviye neticesinde dünyadaki üç büyük felsefe ekolünden biri “Harran Ekolü” olmuştur.
Ben yazımın başında bir soru sormuştum, hatırlayan var mı??
Harran'da yaşamış bazı ünlü ustaları hatırlamaya çalışalım.
Astronomi ve matematik âlimi Ebû Abdullah el Battani , Fırat kenarındaki kurduğu rasathanede 42 yıl boyunca astronomi çalışmaları yapmıştır. Gözlemleri neticesinde Dünya’dan Ay’a olan uzaklığı, güneş ve ay tutulmasını, mevsimlerin sürelerini doğru olarak hesaplamıştır. Battani çalışmaları sırasında bazı temel trigonometrik bağlantılara ulaşmış ve bunları astronomik hesaplamalarda kullanmıştır. Battani'nin astronomideki en çok bilinen başarılarından biri Güneş Yılını 365 gün, 5 saat, 46 dakika ve 24 saniye olarak ölçmüş olmasıdır. Lâtinceye tercüme edilen eserleri Gregoryen Takvimi’nin yapılmasında faydalı olmuş; Kopernik ve Kepler gibi bilim adamları onun eserlerinden faydalanmıştır. Battani’nin güneş ve ay tutulmalarına dair takriben 900 yılında yaptığı sağlam gözlemler, 18. yüzyıl ortalarına kadar mukayese maksadıyla kullanılmıştır.
İslâm ilim tarihinin efsanevî şahsiyetlerinden biri olan Cabir b. Hayyan da (721–825), Harran Okulu ile birlikte anılmaktadır. İslâm kimyasının babası kabul edilen ve atomun kâşifi sayılan Câbir, Yunan filozoflarının aksine, maddenin bölünebilen en küçük parçasının (atom) parçalanabileceğini, üstelik müthiş bir enerji ile parçalanarak Bağdat gibi bir şehri yıkabileceğini söylemiştir. Eserlerinde birçok kimyevî maddenin elde ediliş tarzları ve çözünme yolları hakkında açıklamalar bulunmaktadır. Kimyevî maddeler ve kablar hakkında hâlihazırda Avrupa dillerinde kullanılan birçok kelime, Câbir’in eserlerinden alınmıştır.
İslâm devleti sınırlarının Hicaz bölgesinin dışına taşmasıyla birlikte, Müslümanlar farklı kültür ve medeniyetlerle temasa geçmiş; zamanla da kültür ve düşünce alışverişi ortaya çıkmıştır. Bu gayretler Abbasîler döneminde geniş çaplı bir tercüme faaliyetini doğurmuş; hem Doğu’dan hem de Batı’dan pek çok eser İslâm dünyasına aktarılmıştır. İşte Harran’da yetişen ilim adamları, Emeviler devrinde başlayan ama Abbasîlerin ilk döneminde yeni bir ivme kazanan tercüme ve telif faaliyetlerinde önemli bir rol oynamışlardır. Bunlardan bir kısmı, Bağdat’taki Abbasî sarayında da vazife yapmıştır. Felsefe, riyâziyât, tıp, nücûm, kimya gibi ilimlerde pek çok Yunanca, Süryânîce, Hintçe (Sanskritçe), Nabatîce (Bâbil dili), Kıbtça eser, hem bu dilleri hem de Arapçayı çok iyi bilen mütercimler tarafından, Müslümanların ortak ilim dili olan Arapçaya çevrilmiş ve ayrıca yeni kitaplar telif edilmiştir. Bir edebî dil olan Arapça, zaman içinde ilim, kültür ve medeniyet dili olarak önem kazanmıştır.
Harran’daki meşhur okulun canlılığını muhafaza ettiği dönemde burada birçok büyük ilim ve fikir adamı yetişmiştir. Meselâ felsefe, tıp, matematik ve astronomi sahalarında kendini geliştiren, Yunan filozoflarının eserlerini Arapçaya çeviren Sâbit bin Kurra (821–901), mütercimler arasında müstesnâ bir yere sahiptir. Harran’da doğan Sâbit, esasen Sâbiî bir aileye mensuptur. Kendisinden evvel ve zamanında Yunancadan yapılan birçok tercümeyi gözden geçirmiş ve Harran Okulu’nda felsefeden coğrafyaya kadar çeşitli bilim dallarında tercümeler yapmıştır. Ayrıca tercüme edilen eserler üzerinde çalışmış ve Abbasi Halîfesi Mu’tezîd’in himayesi altında yetmişten fazla eser telif etmiştir. Kâtip Çelebi’nin: “Sâbit Bin Kurra’nın tercümeleri olmasaydı, kimsenin hikmete dair kitaplardan faydalanamayacağı söylenir.” şeklindeki ifadesi onun, İslâm düşüncesi içindeki yerini yeteri kadar göstermektedir. Sâbit Bin Kurra’nın oğlu Sinan ve torunları Sâbit ve İbrahim de, matematik ve astronomi üzerine çalışmalar yapmış, Grek ilim adamlarının kitaplarını Arapçaya tercüme etmişlerdir.
Harran geçmişten günümüze kadar uzanan tarihi ve kültürel zenginliği ile hala olağanüstü güzellikte bir yer ve dünyada hala görülmeye bir arkeolojik sit alanı. Ne yazık ki günümüzde hiç anılmayan Moğol komutanların yakıp yıktığı Harran'da çok gezilecek ve görülecek eser kalmamış ama bilim adına çok şeyler başarmış insanların isimleri hala unutulmaz...Harran okulunda öğretmenlik yapmış tüm bilim insanlarının önünde saygı ile eğiliyorum.
Harran gezimiz de burada sona eriyor.... Ne! sorunun yanıtını yazmadım mı!!??
Onu da bir zahmet siz araştırın!!!... çok okuyun...çok gezin...bilimle kalın...
hoşça kalın...ve
Baha ile kalın....







Hiç yorum yok:
Yorum Gönder