Yazıp yazmamak arasından çok tereddüt ettiğim bir yerdeyiz!
Hasankeyf, yıllarca baraj suları altında kalmamak için bir mücadele vermiş fakat ne yazık ki bu mücadelesini kaybetmiş bir sit alanıdır. Bence en az Göbekli Tepe kadar eski tarihe ve öneme sahip bir yerdir. Bir daha "yol Geçen Hanını" görmek en azından benim için artık olanaksız. Ama 50 sene sonra ne olur bilinmez!
Hasankeyf'in ne zaman kurulduğu tam olarak bilinmemekle birlikte tarihi Neolitik dönemin başlarına kadar uzanmaktan azdır. Hasankeyf höyüğünde yapılan çalışmalarda 3.500 ila 12.000 yıl önceye ait arkeolojik buluntular bulunmuştur. Evet yanlış okumadınız 12.000 yıl...işte o yüzden en az Göbekli Tepe kadar önemli bir yer olması gerekirdi.
Hasankeyf'in adı hakkında çeşitli görüşler olsa da güvenilir bir tarihsel bilgi bulunmamaktadır. Kayaya oyulmuş meskenleri için Süryanice Kifo (kaya) kelimesinden türetilen Kifos ve Cepha / Ciphas isimleriyle anılan kent, Arapça'da "Mağaralar Şehri" veya "Kayalar Şehri" olarak anılmıştır. Osmanlı döneminde Hısnıkeyf denilen yerliler arasında "Hısn-ı keyfa" adı Hasankeyf olarak telaffuz edilmeye başlandı.
Hasankeyf, Yukarı Mezopotamya'dan Anadolu'ya giden yola ve Dicle Nehri kıyısına yerleştiği için stratejik bir öneme sahipti.
Mezopotamya bölgesinde hüküm süren uygarlıklar Sümer, Akad, Asur, Babil, Kassit, Hurri Mitanni, yine Asurlular, Keldaniler, Persler, İskender Dönemi, Selevkos, Roma İmparatorluğu ve Doğu Roma İmparatorluğu ve diğer bazı küçük yerel yönetimlerdir. Bu medeniyetlerin birçoğunun bu bölgede de hüküm sürdüğü tahmin edilmektedir.
4. yüzyıldan itibaren bölgede Hristiyanlığın yayılmasından sonra yerleşim, Süryani piskoposluğunun merkezi olmuştur. Hasankeyf piskoposluğu, MS 451'de Kadıköy (Calcedonia) Konsili'nden kardinal unvanını aldı.
640 yılından sonra Emeviler, Abbasiler, Hamdaniler ve Mervaniler tarafından yönetilen Hasankeyf, 1102'de Artuklular tarafından yönetildi. 1102'den 1232'ye kadar Artuklu Beyliği'nin başkenti olarak en parlak dönemini yaşadı.
Artuklular döneminde gelişen ve zenginleşen kent ve basit bir kale şehir özelliğinden büyük bir şehir özelliğine geçiş yapmıştır. 1232 yılında Eyyubiler tarafından fethedilen şehir, Artuklular'dan sonra ikinci bir gelişme dönemini yaşamış: birçok mimari eser yapılmış, ticaret caddeleri kontrol altında tutulmuş ve zenginleşme sağlanmıştır.
1260 yılında ne yazık ki Moğollar tarafından ele geçirilmiş ve yıkılmıştır. Hasankeyf'in Eyyubi hükümdarı Hülagü'ye bağlılığını ilan ederek şehir üzerindeki hakimiyetini devam ettirebilmiştir. Hasankeyf 14. yüzyılda önemli bir şehir olarak önemini korusa da eski ihtişamına kavuşamamıştır.
1462 yılında Uzun Hasan tarafından ele geçirilen şehir, Akkoyunlu topraklarına katılmıştır. Akkoyunlu'nun zayıflamasıyla, Eyyubi emirlerinin hükümeti 1482'de Hasankeyf'te yeniden başladı.
Bir süre sonra şehir Safevilerin kontrolüne girmiş ve 1515 yılında Osmanlı topraklarına katılmıştır. 1524 yılına kadar Eyyubi hükümdarları tarafından Osmanlı egemenliğinde olan Hasankeyf, bu tarihten itibaren Osmanlı idarecileri tarafından yönetilmeye başlanmıştır. 17. yüzyıldan sonra ana ticaret yollarından yitiren şehir fakirleşmeye başladı. Ayrıca Osmanlı İmparatorluğu ile İran arasındaki savaşlar nedeniyle de Hasankeyf bir daha o eski parlak günlerine dönemedi.
Son yıllarda Dicle Nehri üzerine yapılan barajlarla yeniden gündeme gelen bu tarihi mekan, ne yazık ki tüm direnişlere rağmen , baraj suları altında kaldı. Devasa bazı eserler taşınmış ve yeni bir arkeoloji parkı yapılmaya çalışılmışsa da Hasankeyf'in doğal durumu ve görünümü ne yazık ki tamamen yok olmuştur.
Taşınan en önemli yapı, Uzun Hasan'ın oğlu için yaptırılan Zeynel Bey türbesidir.
11 Ağustos 1473'te Otlukbeli Savaşı'nda şehit olan Zeynel Bey, Hasankeyf'e götürülerek türbesine defnedildi. Planlanan dairesel mezar odası üzerinde dıştan dairesel plan, içeriden sekizgen plan devam ettirilerek ana gövdenin yapısı yükseltilmiştir. Tavanı kubbe şeklinde ve konik bir külahla örtülüdür. Türbenin mimarı İran asıllı Pir Hüseyin'dir. Türbeye ,bugün yönünü bilmediğim, bir kapıdan girilmektedir. Karşıda aynı boyutta bir pencere açıklığı bulunmaktadır. Sekizgen iç mekânın her iki yanında kubbe geçişine kadar uzanan sivri kemerli nişler yer almıştır.
Mozolenin firuze, mor, kahverengi, siyah-beyaz mozaik çinileri ve sırlı tuğla süslemeleri de mimarisi kadar ilgi çekicidir. Silindirik dış yüzeyin tamamı sırlı tuğlalarla kaplıdır. Üçgen boşluklar kavisli dallar, rumi ve palmetlerden oluşan bitki motifleriyle doldurulmuştur.
Yapının ortasındaki türbe aslında boştur ve asıl mezar odası bu katın altında yer almaktadır. Bu türbe, Anadolu'da inşa edilmiş en eski türbe örneklerinden biridir.
Batman'dan Hasankeyf'e geldiğinizde kayaya oyulmuş devasa bir kale yapısı görürdünüz.
Monolitik taştan yapılmış Hasankeyf Kalesi, Dicle Nehri kıyısında ve nehirden 200 metre yükseklikte bulunuyordu. MS 363 yılında Romalılar tarafından bir Asur piskoposluğunun merkezi olarak inşa edilmiştir. Oldukça korunaklı ve ele geçirilmesi zor olan bu kale, Romalılar tarafından doğuda inşa edilen en güçlü kaledir.
1260 yılında Hasankeyf Moğollar tarafından işgal edildiğinde, halk Hülagü'nün zulmünden şehri terk ederek ve yamaçlardaki çok sağlam kale ve mağaralara sığınarak kurtulmayı başarmıştır.
Kalenin iki kapısı vardır, doğu kapısına İmam Abdullah, batı kapısına Sır adı verilir.
Kaleye erişim kayaya oyulmuş merdivenlerden sağlanmaktaydı. Kale duvarlarında birçok kitabe bulunmaktadır. Kaleye su getirmek için Dicle Nehri boyunca biri açık diğeri gizli iki müstahkem yol inşa edilmişti. Her biri 200 basamaklı bu merdivenler hala sağlamdırlar.
Genelde, yaz aylarında yaptığımız turlarda sıcak hava kendisini oldukça hissettiriyor ama turumuzun sonunda Dicle Nehri kenarında serinliyoruz.
Diyarbakır ve Hasankeyf gezilerimizde bize eşlik eden dünyanın en ünlü nehirlerinden Dicle'den uzaklaşıyoruz ve rotamız bizi dünyanın en güzel şehirlerinden biri olan Mardin'e götürüyor.
Kameralarınızı önceden hazırlayın, Mardin'de çok ama çok fotoğraf çekeceğiz, abartmıyorum, bir günde binden fazla fotoğraf çeken bir turist gördüm...
Bekle bizi Mardin geliyoruz...
Baha ile kalın...Hoşça Kalın...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder